Claudel’in aşkı 🗿🥀💔

– “Elif niçin kasvetli şeyler yazıyorsun?”

– Şükretmek için sahip olduğumuz her şeye ve hatırlamak için ne kadar şanslı olduğumuzu. Dünya sahnesi böyle bir yer işte; her bir duygudan nemalanan renk vardı palette. Karıştı sonra kuzguni siyaha, kasvete çaldı rengi ne dün kaldı ne de önceki gün bir bugün var elinde bir de yarın. Onu yaşamak için her rengi bilmek, kendi merceğinde ayırmak iyi olabilir…

“Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptım?” Bu umutsuz düşünceyle kalemi tutarken, lacivert gözleri nemliydi belki de kapatıldığı akıl hastanesinden hiç çıkamayacağını o anda anlamıştı. 79 senelik ömrünün tam 30 senesi hastane odasında geçti, cenazesine kimse sahip çıkmadı. Kendi betimlemesiyle, lahana gibiydi ve her yaprağını kurt kemirdi.

O, eserlerinden çok etkilendiğim kadın, sanatsal anlamda taşa ruh verecek dehaya, kendine zarar verecek kadar büyük bir duyguya sahip bir heykeltraştı. 19. yy gibi erkek hegemonyasına girmiş sanat çevresinde, Fransa’da hiçbir sanat okulu kadın öğrenci kabul etmezken, kendini yetiştirmekte ve heykeltıraş olmakta kararlı bir kardelendi. Donetollo, Michalengelo ve Cellini gibi taşa can vermek onun ruhunda vardı. Camille Claudel bu Dünya’ya gelmiş en iyi kadın heykeltıraştı, oniks taşıyla modelleyen ilk kişiydi, güneş gibi ışık saçıyordu ancak bulutlar onu gölgeledi. O, Auguste Rodin’in kiralanan atölyede ders alabildiği öğrencisiydi. 17 yaşındaydı onunla tanıştığında, Rodin ise 42. Rodin’in ‘Ben altını nerede bulacağını gösterdim. Ama bulduğu altın onun içindeydi” dediği yetenekli öğrencisinin dehasını keşfetmesi uzun sürmedi. Camille önce öğrencisi, modeli sonra ilham kaynağı ve tutkulu bir aşkı paylaştığı sevgilisi olacaktı. O sıralar Rodin Rose Beuret ile 20 senelik ilişkisi vardı. Camille bunu sorun etmedi, Rodin’e duyduğu ihtiras, bağlılık her şeyden üstündü. Hatta o zamanın ötesinde bir aşk yaşadılar. İlişkiyi onaylamayan annesi Camille’yi asla affetmeyecek, evin kapılarını ona kapatacaktı. Rodin ise Camille ile birlikteyken, çocuklarının annesi Rose’dan kopmadı. Tutkuyla geçen 12 seneleri oldu. Rodin’in sanatsal anlamda en ünlü eserleri olan ‘Cehennemin kapıları’ ve Bakırköy Ruh ve sinir hastalıkları hastanesi bahçesini bir replikasıyla adeta simgeleyen ‘Düşünen adam’ heykeli bu dönemde yapıldı. Bu iki heykel dahil olmak üzere birçok heykelinde Camille’nin sihirli parmaklarının izleri görülür. Rodin elbette çağının önemli bir sanatçısıdır ve kusursuz heykeller yapmaktadır. Camille’nin ondan üstün tarafı ise Rodin’in eserlerindeki hissizliğe karşın, duyguyu dışa aktarma ve dramatize etmesindeki üstün başarıydı. Lütfen aşağıdaki Camille ve Rodin’in aynı üslup ve modelle yaptıkları heykelleri ve birbirlerini yaptıkları büstlerdeki övgüyü inceleyin, hangisi canlanacakmış gibi bir ifade taşıyor; yorum sizin.

Rodin sanat çevrelerinde kendini kabul ettirmişken, Camille okula gidemediği gibi aşamadığı komisyonlara girmek zorundaydı, ödül alamadı ve hep mücadele etti. Rodin ise egosundan hiç ödün vermedi, Camille’nin hırçın kişiliği ve sanatındaki üstünlük onu yavaş yavaş tedirgin etmeye başlamıştı. İlişkilerinin son yılında Camille hamile kaldı ve çok mutluydu. Ancak geçirdiği kaza sonrasında bebeğini kaybetmesi psikolojisini derinden sarstı. Rodin, sürekli koruduğu Rose’a geri döndü ve Camille deha ile delilik sınırında her geçen gün adımlarını ileriye doğru sıklaştırdı. Geçirdiği bir sinir kriziyle, çok sayıda heykel, eskiz ve çizimlerini yok etti. Rodin ve Camille’nin annesinin girişimleriyle, Bordo yakınlarındaki akıl hastanesine yatırıldı. Hastanede heykel yapmasına izin verilmedi. Doktorunun ev yaşamı ve heykel yapmasının ona iyi geleceğine dair mektubuna ailesinden yanıt gelmedi. Birkaç senede bir ziyaretine gelen diplomat ve şair abisi Paul Claudel’in imzasıyla orada kalmaya devam etti. Annesi ve kızkardeşi için o zaten çoktan ölmüştü. Basiretsizliğini gördüğünü düşündüğüm, abisi Paul’e mektubunda şunu yazdı: “….Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım… Her bakımdan başarıya ulaştı işte!

Bu esaretten çok sıkılıyorum… eve hiç dönemeyecek miyim, Paul?”

Dönemedi..

Deliriuma bir kala yaptığı sanat tarihçileri tarafından en büyük eseri sayılan ‘L’age Mur’ (olgunluk çağı) ile bitirelim.

Bu heykel, bana kalırsa onun kaderiydi. Kollarını dolayan cadı havası verilmiş kadın Rose, onunla yürüyen Rodin, arkadaki dizlerinin üstünde eli boşta kalan diğer figürlere tezat oluşturacak şekilde pürüzsüz, küçük ve saf duran Camille idi. O el bir daha elini tutmadı. O hastaneye girdikten 4 sene sonra Rodin Rose ile evlendi,2 hafta sonra Rose, 6 ay sonra Rodin öldü.

Camille Claudel’in değerinin anlaşılması için yarım asır geçmesi gerekti. O da değeri yaşarken bilinmeyen sanatçı ordusunda yerini ne yazık ki aldı. Dünya aydınlık, pırıl pırıl bir yer olsa, sanat sanırım olmayacaktı..

Keyifli, mutlu bir Pazar günü dileğiyle…

Sevgilerimle 💝

Elif Gılbaz Ata

#CamilleClaudel #Rodin #düşünenadam #cehenneminkapilari #l’agemur

11 Comments

  1. Sevgili Elif sağolasın ..Bu hüzünlü aşk hikayesi çok etkileyici ve müthiş etkileyici yazmışsın her zamanki gibi.Kalemine sağlık.

    Liked by 2 people

  2. Kalemine sağlık meleğim 😘 👏
    En güçlü ruhlar acı çekmiş ruhlar sanırım ve bu gücün yansıması da böyle muhteşem eserler ortaya çıkarıyor.Ne acı..

    Liked by 2 people

    1. O insanların, özellikle öldükten sonra paha biçilmez kıymetlere bedellenen o insanların hayat öyküsünü okuyunca, bende de acıdan geçmeyen yaratamaz algısı oluştu. Teşekkürler Gülüm günümü aydınlattın, senin de öyle geçsin…💜

      Liked by 1 kişi

  3. Acılardan geçmeyen ruhlar bu tarz muhteşem eserler bırakamıyor… Ruh bir elixir gibi hala eserin kalbinde yaşıyor… Ve eserler ölümsüz ve zamansız oluyor… Yüzyıllar geçsede gören göz, yorumlayan beyin o ruhu net bir şekilde görebiliyor…. Zaman duruyor ve kayboluyor…

    Liked by 2 people

    1. Bu harika yorum için teşekkürler Esra’cım💜. O eserler dünya sahnesinden geçip giden herkesten bir iz, yaşanmış bir olaydan parça taşıyorlar. Gayet güzel ifade ettiğin gibi, aynı duygu, aynı an, aynı bakış.. Ölümsüzlüğün bundan ari tanımı olamaz.💝 aydınlık geçsin yeni haftan…

      Liked by 1 kişi

  4. Tek tarafli yasanan ask bu, biri tüm hucreleri ruhu ile sevmis.. digeri genc bir bedenden, ruhtan enerjisini emmis. Sevgi fedakarliktir. Rodin hasete düşmüş.. belki ilk günden anladi ondan fazla oldugunu o nedenle de kendine yakin tuttu… camille nin eserlerinde yansiyan duygu bu nedenle daha güçlü.. sever, severken aci ceker.. kadın yaraticinin “yaratma” özelligini dunyevi olarak simgeleyen varliktir. Ama doğurarak, ama yaptigi islere “sevgi” yi katarak.
    Kalemine saglik elifim.. bir sepet tesekkur sana 😘

    Liked by 1 kişi

    1. Bu yorum değil çözümleme olmuş, çok teşekkür ederim benim için her daim çok özel Nesrinim💜 parmak bastığın bir nokta var ki, benim takıldığım.. Rodin’in aşkı yüzünden delirdiğine dair çok sayıda ima bulunan yazı okusam da, benim düşüncem bu kadar normal üstü yaratıcılık bahşedilmiş bir kadına, en doğala indirgenmiş yaratılışa sahip olamaması yani o bebeği düşürmesi asıl darbeyi yaptı. Ondan sonra bebek ve çocuk heykellerini sıklıkla yapmış. Rodin’in Rose a dönmesinin ardından , Rose a olan aşkının bir nevi nefrete döndüğünü düşünüyorum. Abisine yazdığı mektuplarında onun için şeytan ifadesini sıklıkla kullanmış. Rodin in bu aşka yaklaşımı ile ilgili düşüncelerine katılıyorum. Yüreğinin ışığı seni çok sevenleri hep aydınlatsın. Öpüyorum canı gönülden 😘💜

      Liked by 1 kişi

  5. Elifcim kaleminle açtığın yol ışıklı olsun her daim .Her insan ayrı bir dünya , hatta Mevlana’nın Her insan bir okyanustur kimi kıyılarında fırtına kimi kıyılarında cennet gibi sözlerinden yürürsek yazınla tamda örtüşüyor. Keşke her yaşam acısız , her insan mutlu olsa …. ama değil ne yazık ki ..

    Liked by 1 kişi

    1. Canım teyzecim aydınlık olsun yolun, bu güzel temenniler için teşekkürler. Seni çok seviyorum can teyzem. Hesaplanmadığımız olaylar, kazalar gelebiliyor başımıza, hayat yolunda yürürken bir şekilde fazlalaşıp, görülür biçimde eksiliyoruz. Başkalarına ait yaşam öyküleri de bir fener gibi ışık tutuyor farkındalık ve hayat tecrübesi adına.. Güzel, sağlıklı günlerimiz olsun…💜

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s