Kurban Bayramı geldi, gene bilboardlarda, televizyonlarda, sosyal medyada “Bize para yollayın da kurbanlarınızı Filistin’e/Gazze’ye yollayalım” temalı reklamlar çıkmaya başladı. En çığırtkanı da ne özelliği varsa Sayıştay tarafından denetlenmeye tabi tutulmayan Türkiye Diyanet Vakfı.

Hangi dine inandığından bağımsız, bana göre dünyanın en tehlikeli insanları “dinci”lerdir (tabii ki “dindar” olanlar değil) “Din”den nemalanan, ticaretini yapan ne kadar insan varsa ahlaksızlık konusunda Şeytan’a tövbe ettirir. Serbest piyasada bir “satıcı” varsa “alıcı” da olmak zorunda. Maalesef kimse “dindar”ın sözüne itibar etmez de nerede pazarlamacılığın kitabını yazmış “dinci” varsa onun ağına takılır. Artık satıcının ağzının iyi laf yapması, nasıl etkileyeceğini bilmesinden mi, yoksa alıcının zaafı ya da en hafif tabirle alıklığından mıdır bilinmez, dinciler hiçbir zaman müşterisiz kalmaz. Bu Vatikan’da da böyle, Tibet’te de, Kabe’de de, Ganj nehrinin kıyısında da… Oysa mesela Kuran’da bu konu ile alakalı çok çarpıcı bir ayet var. Fırsat buldukça diğer dinlere de ait olan kutsal kitapları okumaya çalıştığımda böyle vurucu bir söz ile karşılaşmadım. Ayet kısaca şöyle diyor: “sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmalarına izin vermeyin”. Hani ismi lazım değil bir vakitler bakanlık yapmış (en son büyükelçi olmuştu, şimdilerde ne yapıyor bilgim yok) bir zat, Cuma günleri ayetler eşliğinde sosyal medyada takipçilerinin cuma gününü kutluyormuş. Kapalı kapılar arkasında da “iki ayet sallıyorum, bu bakara iyi makara” diye kahkahalar eşliğinde itiraf etmiş. İşte Allah da, böylesi insanlarla karşılaştığınızda dikkat edin ve sözlerine kanmayın diyor.
İslam özelindeki “dinciler” özellikle fitre, sadaka, zekat, cami yaptırma derneği ve kurban bayramı gibi konuları hiç kaçırmazlar. (Tekrar belirtme lüzumu görüyorum: samimi duygularla tek amacl yardım olan insanları tenzih ediyorum ki zaten yukarda söylediğim gibi onların dincilikle alakası yok) Bizim dincilerin kanalize olduğu yerin merkezi de anlam veremediğim şekilde Filistin’dir. Kurban dönemine girdik, Allah aşkına Türkiye’de yaşayan, Türk tarihini özümsemiş, ülke ve dünya gündemini takip eden hangi aklı başında insan Filistin’de kesilmesi için kurban bağışında bulunur? Gerçi konu sadece kurban ile de sınırlı değil, Türkiye’de doğmuş, büyümüş ve halihazırda yaşayan hangi ülke sevdalısı insanın Filistin gibi bir derdi olabilir? Bu Filistin değil mi Ermeni soykırımını tanıyan, Kürdistan’ın kurulmasını isteyen, terör örgütüne kucak açan, eğitilmelerine yardım eden, Kıbrıs’ı tanımayan, Doğu Türkistan’da Çinliler tarafından bütün hakları gasp edilmiş Uygur Türkleri için “onlar terörist, Çin haklı” diye sürekli açıklama yapan, Akdeniz’de doğalgaz için Türkiye’ye karşı kurulan ve aralarında Yunanistan, İsrail, Mısır, İtalya, Kıbrıs Rum Kesimi, Ürdün gibi ülkelerin bulunduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na destek veren…
Bugün Türkiye’de belki Türk bayrağından sonra en fazla sayıda bulunan bayrak Filistin bayrağıdır. Bu bayrağı İstanbul’un surlarına varana kadar asan “tarih yoksunları” Filistin bayrağının Osmanlı’ya karşı isyanı simgelediğini biliyorlar mı acaba? İngiliz ortadoğu uzmanı Mark Sykes tarafından tasarlanan ve Araplara empoze edilen “Osmanlı’ya isyan bayrağı”nı sadece Filistin değil, birçok Arap ülkesi de kullanır.


Birinci dünya savaşı sırasında oluşturulan ve tarihte en çok şehit verilen yerin adıdır Filistin. Tamam, şöyle bir gerçeklik var: bakmayın Osmanlı sevdalısı fanatiklerinin atıp tuttuğuna, Osmanlı’nın hakim olduğu hiçbir toprakta Osmanlı, dolayısıyla Türkler sevilmez. Bunun nedenlerini tartışabiliriz ama konu şu an bu değil. Yani şu ülke elden “tamamen” gitse bizi kabul edecek, bağırlarına basacak tek bir ülke bulamayız, Azerbaycan, hatta Kıbrıs dahil. Ama biliyoruz ki Araplar kadar Türklerden yoğun nefret eden başka bir topluluk yoktur. Gerçi Mısır’a gittiğimde şunu fark etmiştim ki Araplar esasında birbirlerini de sevmiyor. Zaten ufacık İsrail’in dalga geçercesine “Altı Gün Savaşı” diye isimlendirdiği savaşta Arap ülkelerini yerle bir etmesinin bir ucunda da bana göre bu “birbirinden nefret etme” durumu var.
Dil, din, ırk, mezhep, renk gibi farklılıkların olması bir tarafa dünyanın her yerindeki saldırı savaşlarını anlamsız buluyorum. Gazze’de okula gitmek için evden çıkan bir Filistinli çocuğun kafasına mermi yağmasına da, Tel-Aviv’deki bir düğün salonunda intihar eylemcisinin saldırı yapıp onlarca sivil İsraillinin hayatını kaybetmesine de aynı oranda üzülürüm. Ama şimdilik hepsi bu kadar. Eskiler ne güzel söylemiş: “eve helal olan, camiye haramdır” diye. Bir yardım yapılacaksa önce kendi halkına yapılmalı. Her bayram ortaya çıkıp da hele ki “çocuklar” üzerinden Filistin edebiyatı, Filistin fetişistliği yapmanın lüzumu yok.
Şimdiden herkesin Kurban Bayramı’nı kutlarım.
1 Comment