ÖĞÜT ÜZERİNE ÖĞÜTLER

Görmüş geçirmiş bir usta, çırağının sürekli bir şeylerden sızlanıyor, şikayet ediyor oluşundan bunalmış. Çırağına bir avuç tuz alıp gelmesini söylemiş. Elinde tuzla gelen çırağa, yaşlı usta: “elindeki tuzu bir bardak suya at ve iç” demiş. Çırak, ustasının dediğini yapmış, bardaktan bir yudum alır almaz tükürmeye başlamış. “Tadı nasıl” diye sormuş usta, “çok acı” diye cevap vermiş çırak. Bilge usta, çırağa bir avuç tuz daha alıp gelmesini söylemiş, çırak denileni yapmış. Beraberce yakınlarında bulunan gölün kıyısına gitmişler. Usta: “avucundaki tuzu göle at ve sonrasında gölden bir yudum su iç” demiş. Çırak gene ustasının dediğini yapmış, eğilip avucunun içine doldurduğu suyu içmiş. Usta: “tadı nasıl” diye sormuş, çırak “gayet güzel” diye yanıtlamış. “Tuzun tadını aldın mı” diyen ustaya “hayır” diye karşılık vermiş. Usta, gölün kenarında diz çökmüş ve çırağına dönüp: “Yaşamdaki acılar tuz gibidir; ne azdır ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Yapman gereken tek şey acı veren şeylerle ilgili hislerini genişletmektir. Bu yüzden sen de artık bardak olmayı bırak ve göl olmaya çalış” demiş. Bu güzel öğüt sonrasında çırak bir ay içinde ölmüş. Meğer gölün hemen yakınındaki fabrikanın zehirli atıkları göle boşalırmış. Bunu öğrenen bilge usta şöyle demiş: “hass…” 🙂

“Bibedel” ve “bilabedel” hem aynı hem de zıt anlama gelen iki kelime.

Bibedel: Bedelsiz, emsalsiz, paha biçilemez

Bilabedel: Bedelsiz, bedava, beleş

Birisine “bibedel” derseniz iltifat; “bilabedel” derseniz küfür/hakaret olabilir.

Tabii hem bibedel hem de bilabedel olan şeyler de var: Hava, güneş, yağmur gibi…

Bana göre “öğüt”ler de bibedel ve bilabedel ikircikliğinin konusu. Arapça kökenli “nasihat”in kökenini bilmiyorum. Türkçe etimoloji sözlüklerine baktığımda “öğüt” anlamı verip geçmişler. Öz Türkçe “öğüt”ün kökeni “ög” yani “akıl”. Daha ilkokul yıllarında karşılaştığımız Atatürk’ün “Türk, övün, çalış, güven” sözünün bizlere hakkıyla anlatılmadığını düşünüyorum. Buradaki “övün”ü çoğumuz belli yaşa kadar “övünmek” olarak algıladık. Oysa “övün” de “öğüt” gibi “akıl” kökünden gelir ve asıl hali “öğün”dür. “Önce aklını kullan, sonra çalış, sonra da inan, güven duy” diye formülize edilmiş bir “ülke prospektüsü”. Yani Arapça “nasihat”in içinde “akıl” var mı bilmiyorum ama “öğüt”ün ana parçası “akıl”dır.

“Öğüt vermek” yani “akıl vermek” ya da “öğüt dinlemek” esasında çok hoşlandığım bir durum değil. Çünkü ben “cevap”lardan çok “soru”lardan haz duyuyorum. Oysa öğütler soru sor(dur)maz, tamamen cevap ya da cevaplardan ibarettir. Ben “soru”larla kapı açmaya çalışırken, öğütler bırak kapı aralamayı, hükmü verir, noktayı koyar ve kapıyı kapatır. Öğütlerin içinde bibedel yani paha biçilemez, ders alınacak, fayda sağlayacak sözler de olabilir. Ama genel olarak öğütler bilabedel yani (görünüşte) bedava verildiği için insanın biraz olsun üzerinde düşünüp dikkat etmesi gerekir. Zira verilen bütün öğütlerin arka planında dillendirilen söz: “senin iyiliğin için”dir. Tehlikeli olabilecek kısım da budur zaten; nasıl davranman gerektiğini dikte eden, kendi dayatılarını sana benimseten ve seni manipüle etme raddesine gelen anlatılar. Bunu yapan şeyh olur, cemaat/tarikat lideri olur, siyasi parti başkanı olur, lider olur, önder olur, akıl hocası olur, bir gazetede köşe yazarı olur, televizyonda hikmet yumurtlayan bir uzman olur, hiç fark etmez. Ortada bilabedel bir öğüt varsa şüphe ile yaklaşmak en doğal olanıdır. Bir kitabevine girip “kişisel gelişim” standına bakın: “On adımda mutluluğun sırları”, “Beş adımda zengin olmanın yolları” başlıklı saçma sapan öğretilerin olduğu onlarca kitapla karşılaşıyorsunuz.  Madem zengin olmak, mutlu olmak bu kadar kolay ise bu kitaplar, bu kadar ucuza satılır mı?

Hani bir söz vardır: “Bir ürün bedavaysa, ürün sizsiniz”. E şimdi öğütleri biraz tehlikeli bulduğumu söylerken niye öğüt içerikli bir söz paylaştım? Çünkü hem çarpıcı, hem kısa hem de içinde hiçbir “dayatı” yok.

Gün içinde eşten, aileden, arkadaşlardan, işverenden, sokakta, gazetede, kitaplarda, sosyal medyada, televizyonda karşımıza çıkan herhangi birinden binlerce öğüde maruz kalıyoruz. Yukarda bahsettiğim kişiyi manipüle edebilen, “şiddet”e ön-ayak olabilecek öğütlerin dışında, hiçbir tehlikesi olmayan, son derece faydalı gibi görünen ama her insanın mizacına uymayacak anlatılar da vardır. Mesela herkese tavsiye edilen “kendinle barışık ol” sözü bana uygun değil. Kendimle tartışmadığım, yaptıklarımı yargılamadığım, hatalarımı görmezden gelip halının altına süpürdüğüm yani kendimle ateşkes imzaladığımda günden geceye veya geceden güne ne taşıyabilirim ki? Elbette herkes kendini sevsin, buna sözüm yok ama kendime saygım adna her şeyimi beğeneceğim uzun ve anlamsız bir barış dönemine ihtiyaç duymuyorum 🙂 Yani her söz, her bünyede aynı şıklıkta durmuyor. En güzelini gene eskiler söylemiş:

“Sana vereyim bir öğüt, kendi ununu kendin öğüt”

İyi Pazarlar.

1 Comment

Yorum bırakın