“Hayat”ın ölçü birimine: “an”,
“An”ların birikmiş haline: “anı”,
“Anı”ların yad edilmesine “anmak”,
Andığımız “an”ı idrak etme eylemine “anlamak” diyoruz.
Yani her şey “an” ile başlıyor.
Şu yazımda:
anlatmaya çalıştığım konuyu kısaca özetleyeyim. İkinci Abdülhamit döneminde devlet, borçlarını ödeyemediği için moratoryum ilan etmişti. Var olan borçlar karşısında yabancı devletler, ülkedeki bütün üretim kalemlerine el koydu. En ağır bedeli tütün üreticileri ödedi ve ülke içindeki bütün tütünler Fransız şirket Regie(Reji)nin idaresine verildi. Fransız “Tütün Reji”sinin izni olmadan ekim yapmak yasak, Reji’den habersiz kendi içeceğin miktar kadarını dahi saklamak yasak, Reji ne kadar fiyat belirlerse itiraz edilmeden satılacak gibi son derece ağır şartlar… Ege’den, Karadeniz’e ne kadar tütün üretim yeri varsa hepsi Reji’nin kontrolünde. Fransız Reji’sinin ilk konuşlandığı yer Samsun. Şu fotoğraf da bu şirketin, ürünlerini deniz taşımacılığı ile farklı şehir ve ülkelere göndermek için inşa ettiği Samsun Reji İskelesi:

Birinci Dünya Savaşı sonrasında galip devletlerle Osmanlı arasında yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti elindeki bütün silah ve teçhizatı itilaf devletlerine verecek; belirli sayıdaki asker haricindekiler terhis edilecekti.
Şimdi o “an”a dönüp “anlama”ya çalışalım:
Mustafa Kemal ve 18 silah arkadaşını taşıyan Bandırma vapuru, bütün iskeleler bombalanıp yerle bir edildiği için sağlam tek iskele olan Reji Iskelesi’ne yanaşır. Onları karşılamaya bir manga “silahsız” asker ve yöre halkından ufak bir grup gelir. Bir an olsun o vapurda olduğunuzu hayal edin: birazdan vapur Osmanlı’nın ekonomik olarak iflasının sembolü olan bir şirketin iskelesine yanaşacak ve karşınızda Osmanlı’nın fiilen yok olduğunun sembolü olan “silahsız asker”ler ve içinde bulundukları durumu endişe, korku, biraz da umut dolu gözlerle anlatmaya çalışan bir halk grubu var… Sıradan insanlar için yıkılmışlığın, teslimiyetin, “artık yapacak bir şey yok”un kompozisyonu; seçilmiş insanlar için ise “kur(t)uluş” için motivasyon unsuru.
O gün Mustafa Kemal ve arkadaşlarını karşılamaya gelen halkın arasında tek bir kadın bulunuyormuş, Sakine Baturay isminde. Söylenilenlere göre Kurtuluş Savaşı süresince Samsun’daki kadınları örgütlemiş, beraberindeki kadınlarla birlikte toplanan yünlerle cephedeki askerler için çamaşır dokumuş.

Atatürk’ün “benim doğum günüm” dediği 19 Mayıs “bana göre” çok yanlış isimle, hatalı bir şekilde kutlanıyor. İlk çıkışı Gazi Günü’ymüş, sonrasında Atatürk Günü’ne dönüşmüş. 1938 yılında, birinin (bence saçma) önerisi ile Atatürk henüz hayattayken adı Gençlik ve Spor Bayramı olmuş. 12 Eylül döneminde Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı haline getirilmiş. Şimdilerde “Atatürk alerjisi”nden dolayı ne yazık ki Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanıyor. Her ne kadar Atatürk, bu günü ve Cumhuriyet’i gençlere emanet ettiğini söylemiş olsa da eskiden beri 19 Mayıs’ın “spor” ile özdeşleşmesi, sportif gösterilerle kutlanması tuhafıma gidiyor. Nasıl ki İngilizcede “stand”, “durmak”; bu kökten türeyen “understand”, “anlamak” manasına geliyorsa bizde de benzer manada “durup düşünmek” diye bir kullanım var. Yani “anlamak” için hareket etmek değil de “durmak” gerekiyor. Ben de 19 Mayıs’a hep bu açıdan bakıyorum. O “an”ları “anlamak”, nereden, hangi şartlarla, ne bedeller ödeyerek geldiğimizi idrak etmek, ülkenin aynı duruma düşmemesi için mücadele etmek…
19 Mayıs’ta kendisini Türk olarak hisseden her insan Bandırma Vapuru’ndan iniş “an”ını gözünde canlandırıp “anlama”ya çalışırsa Atatürk’ü de, ülkenin kurtuluşu için bedel ödeyen vatanseverleri de “anmış” olur.
Atatürk’ü ve Kurtuluş’u an(la)ma günümüz kutlu olsun…
Merhaba Elif, Ataturk’u anlamak ulkece cekilen en buyuk sikinti. Onun bu ulke icin buyuk savas yillari ve sonrasi kisa15 yilda yaptiklarinin ne muazzam isler oldugunu cogu insanlarimiz okumadigi icin anlayamiyor. Okullarda ogretilen ise cok yuzeysel, hele son degisiklikle egitim sisteminin tam olarak Ataturk karsiti oldugu belli. Ama gercek olan bir sey var; onun ulkeyi ve cumhuriyeti kurmak ugruna verdigi ugrasi ve ona olan sevgi hepimizin yureginde dovme gibi kaybolmayacak. Tabiki 3 yil daha 3. Abdulhamid devri bitene kadar sabir ya sabir… Iyi haftalar, Aydin
Sent from my T-Mobile 5G Device Get Outlook for Androidhttps://aka.ms/AAb9ysg ________________________________
BeğenBeğen
Geciktirdiğim, sonradan okuduğum her yazınız için hayıflanıyorum. Bazı gazetelerde köşe doldurmaya çalışan saksılara inat söz ehlince yazılıyor, okunanlar kalplerde makes buluyor. Keşke daha fazla bilgiye aç gönle ulaşsa diyorum.
BeğenLiked by 1 kişi