İTHAL DERTLER

İki haftadır İsrail-Filistin arasındaki yangın bitsin, en azından hafiflesin diye bekledim ama her geçen gün şiddeti artmaya devam ediyor. Başımızdaki sıkıntılar yetmiyormuş gibi bir de “dert” ithal edip gündemimizi değiştirmek zorunda kalıyoruz.

Şimdi meselenin özü ne? Terörist bir yapılanma (Hamas) ile katil bir devletin (İsrail) “vahşet kardeşliği”. Daha da geriye gidelim: İbrahim Peygamberin kendisi gibi peygamber olan iki oğlu var: İsmail ve İshak. İshak Peygamberin oğluna Müslümanlar “Yakup” derken, Yahudiler “İsrail” diyor ve kendisini ataları olarak kabul ediyorlar. İsmail Peygamber de Arapların atası diye biliniyor. Konuştukları diller aynı dil (Sami) grubundan. Mesela birisi “selam” diyor, diğeri “şalom”. Yani dümdüz bakarsak aslında İsrail-Filistin savaşı, dededen kalan mirası bölüşemeyen kuzenlerin yıllardır bitmeyen toprak kavgası. Bu kavga biter mi, tabii ki hayır. Çünkü iki taraf da hatta iki tarafın savunucuları da “whataboutism” bataklığına saplanmış durumda. Nedir whataboutism? “Bir yanlışı, benzer bir yanlış ile savunmak”. Yani “ben bunu yaptım ama sen de şunu yapmıştın”. “Ben böyle davrandım ama peki ya senin davranışların?” gibi gündelik hayatımızda da örneklerine fazlasıyla rastladığımız durumlar. Şurada da biraz bahsetmiştim:

Haber kaynaklarından takip edebildiğim kadarıyla İsrail ve Hamas whataboutismin arkasına sığınıp kendi propagandalarını yapıyor ve böylece eylemlerini/katliamlarını meşrulaştırıyorlar. “Saldırı yapıyoruz ama onlar da şuraya saldırdı”, “Siviller ölüyor ama onlar da bizim sivilleri öldürdü” v.s… Bu tutum devam ettiği sürece de çözüme ulaşmak imkansız.

Hal böyleyken başta siyasilerimiz olmak üzere bize ne oluyor? Meclis’te Filistin için ortak açıklama yapmak, sokaklarda Filistin lehine gösterilerde bulunmak, milli yas ilan etmek ya da Arapları sevmeyenlerin özellikle sosyal medyada İsrail’i destekleyen tavırları… Sahiden bizi jeopolitik önem dışında neden ilgilendiriyor bu durum?

Mesele “din kardeşliği” mi?

Mesela yüzbinlerce insanımızı toprağa koyduğumuz, milyonlarca insanın şehirlerinden ayrılıp başka şehirlere gittiği depremi yaşayalı bir sene bile olmadı. O zor günlerde başta bugün ağlanılan, uğruna yas ilan edilen Filistin olmak üzere hangi Arap ülkesi “ulusal yas” ilan etmiş? Depremden dolayı milli yas ilan eden ülkeler: KKTC, Kosova, Arnavutluk, Bangladeş ve Makedonya. Hangisi Arap ülkesi?

Mesela Müslüman Suudi Arabistan kaç yıldan beri Müslüman Yemen’i bombalıyor. 2015’den beri devam eden savaşta bugüne kadar ölen kişi sayısı 400.000. UNICEF raporuna göre 11.000 çocuğun öldüğü ya da sakat kaldığı belirtilirken yüzbinlercesinin de ölüm tehlikesi altında olduğu ifade ediliyor.

https://www.indyturk.com/node/586611/d%C3%BCnya/bm-yemende-11-bin-%C3%A7ocuk-%C3%B6ld%C3%BC-veya-sakat-kald%C4%B1

Ben “din kardeşi” olduğumuz Yemen’e dair bir gün olsun eylem yapıldığını, milli yas ilan edildiğini, Meclis’te Suudi Arabistan’ı kınayan bildirilerin yayımlandığını, hepsini bırakın “haber”inin dahi yapıldığını görmedim. Hatta Suudi Arabistan kralı öldüğünde milli yas bile ilan ettik. Yani benzer coğrafyada Müslüman-yoğun nüfusa sahip bir devletin Müslüman-yoğun başka bir devlete saldırmasında, çocuklarını öldürmesinde sorun yok ama Yahudi bir devlet benzerini yapınca hemen aksiyon alınmalı… Ne kadar hastalıklı bakış açısı! Gerçi bize yabancı tavırlar değil bunlar. Hatırlarsınız, zamanında  bir haber kanalında Van’daki deprem şu şekilde duyurulmuştu: “Bu kez deprem doğudan, Van’dan geldi. Ama yine de üzüldük”. Sen ülkende yaşanmış bir felaket için coğrafya/etnik köken ayrımı yapıyorsan belanı bulmuşsundur zaten.

Adamı Diyanet İşleri Başkanı diye göreve getirmişler, zannedersin döner ustası. Fırsat buldukça eline alıyor kılıcı, çıkıyor cami minberine Filistin de Filistin diye vaaz veriyor. Tarikatler savaş tamtamları çalıyor, Mehmetçik Filistin’e gitsin diye. Kendileri niye gitmiyor diye soran olunca Avrupa’da yaşayıp da her fırsatta yaşadığı yeri beğenmeyen, Türkiye’yi özlediğini söyleyen “madem oralar kötü niye dönüp ülkenizde yaşamıyorsunuz” diye sorduğunuzda “kurulu düzenimiz olmasa geliriz” şeklinde sadece IQ’su ayakkabı numarasından düşük insanları kandırabilecek açıklamalarda bulunan kişiler gibi kendilerinin “dua ordusu” olduğunu söyleyen gereksiz tipler. Oysa tarih bize bu tarikatler için güzel bir veri sunuyor. Osmanlıda medreselerde eğitim gören, bir tarikate mensup kişiler askerlikten muaftır. “Dinci”ler askerlik yapmamak, savaşlara katılmamak için medreselere kayıt yaptırır, bazı ileri gelenler de oğlunu askere göndermemek için uyduruk bir medrese açarmış. Fıkralarda sıklıkla geçen “Oflu Hoca” fenomeninin bir ucunda bu durumun yansıması vardır. Resmi sayılara göre sadece Trabzon’un Of ilçesinde o dönem 400’e yakın medrese varmış 🙂 Gene Kayseri’de yüzlerce medrese…Yani sana “şehitlik”i övüyor ama kendisi aslında asker kaçağı. Mesela Cübbeli Ahmet de öyle. Video çekiyor, konuşmalar yapıyor Filistin’e gitsin askerler diye, bakıyorsun ki “diyabet” nedeniyle askerlikten muaf tutulmuş. Gerçekten hastadır ya da değildir, beni ilgilendirmiyor. Kızdığım şey, her fırsatta özellikle “dinci”lerin Mehmetçik’i pazarlık konusu yapması. Kanuni Sultan Süleyman, oğlu Mustafa’nın ölüm emrini verdirip infaz gerçekleştikten sonra uzun süre kendinden geçercesine ağlamış. Bu bitkin tavrını gören hem damadı hem de Vezir-i Azam’ı Rüstem Paşa yanına yaklaşıp “Hünkarım metanetinizi koruyun. Halk bu halinizi görürse ne düşünür” deyince Kanuni de ona dönüp: “Konuş Rüstem konuş. Ne devlet senin ne evlat” demiş. Bunlar da öyle, ne laik Türkiye Cumhuriyeti’ni benimserler ne de kendi evlatlarını cepheye gönderirler. Ama fırsatını bulduklarında ordu Suriye’ye gitsin, Gazze’ye konuşlansın, İsrail’e saldırsın diye irinli fikirlerini yüksek sesle söyleyebiliyorlar.

Bu riyakarlık sadece bize has değil elbette. Mesela Fazıl Say, İsrail’in tutumundan dolayı eleştirel bir paylaşım yaptığı için Avrupa turnesi iptal edilmiş. Zaten soykırım konularında sicilleri pek de temiz olmayan, bu tarz savaş durumlarını mantık süzgecinden geçirmekte problem yaşayan (Daha sıcağı çok da geçmemiş Rusya, Ukrayna savaşı başladığında Rus orkestra şefinin işine son vermeler, üniversitelerde Dostoyevski derslerini iptal etmeler v.s) Batılı ülkelere de ancak böyle bir tavır yakışırdı. Bu tutum İsrail’in yaptıklarını desteklemek anlamına gelir ki her fırsatta medeniyet, insan hakları, etik, ahlak gibi kavramları ön plana çıkardığını söyleyen insan topluluklarının ikiyüzlü olduğu gerçeğini ispatlar.

Tüm kimliklerden, aidiyetlerden bağımsız olarak öncelikli olarak insanım. Filistin’de, Yemen’de, İsrail’de, Ukrayna’da ya da dünyanın herhangi bir coğrafyasında dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun olaylarla hiç ilgisi olmadığı halde hayatlarını kaybeden, zarar gören insanlar için üzgünüm. Eline masum insanların kanı bulaşmış, çatışmalara, savaşa çanak tutmuşların (hangi tarafta olduğundan bağımsız) akıbeti ile ilgilenmiyorum. Hatta umarım azalarak biterler…

Genelde dünyada, özelde Türkiye’de, olaylara taraf olma zorunluluğu hissetmeyen, sağduyulu yaklaşmayı şiar edinmiş insanlara Allah kolaylık versin.

İyi Pazarlar

4 Comments

  1. Sevgili Elif,
    Ben Hamasin Israile 400 militanla elini kolunu sallayarak girip saldirisinda bir oyun olduguna inanmiyorum. Israel dunyanin en iyi istihbaratina sahip ve sinirdan bir fare gecse gorebilecek teknolojiye sahipler. Bence, Netanyahu uzun sureden beri sallanan koltugunu saglamak icin yapti, butun olanlar bir komplodur. Iyi haftalar,
    Aydin

    Sent from my T-Mobile 5G Device
    Get Outlook for Androidhttps://aka.ms/AAb9ysg

    Liked by 1 kişi

    1. Merhaba Aydın Bey

      Savaş ortamında her türlü teori doğru olabilir. Ama şunu biliyoruz: Hamas, yaptığı saldırıyı inkar etmiyor. O halde bizim için üç ihtimal var:

      1) Hamas’ın ipleri İsrail’in elinde.

      Biliyorsunuz Gazze’nin yönetimi Hamas’ta. Halk da bu oluşuma destek veriyor. Dolayısıyla Gazze halkı için Hamas son derece legal ve kurtarıcı olarak görülen bir yapı. Eğer Hamas, İsrail’e hizmet etmek adına kurulmuş ve halk da bunu bildiği halde ses etmiyor ise ortada büyük bir saçmalık var. Bu ihtimal üzerine benim düşüncem: Zannedildiği gibi Hamas, İsrail’in bir ürünü değil. Ama eylemleri İsrail’e yarıyor ve katliamları için bir meşruiyet zemini oluşturuyor mu? Elbette. Gene de bu Hamas ile İsrail arasında organik bir bağ olduğunu göstermez.

      2) İsrail, Hamas’ın saldırı yapacağını önceden biliyordu ama başta Netanyahu olmak üzere yetkililer bilerek ses çıkarmadılar, gene saldırılarına meşruiyet kazandırmak için.

      Bu en fazla dile getirilen neden. Benzer örnekleri coğrafya ayırt etmeksizin her yerde görebiliyoruz. Amerika’daki 11 Eylül saldırıları, Nazi Almanyasındaki Reichstag Yangını veya bizdeki 15 Temmuz v.s olduğu gibi. Son derece makul gibi görünüyor ama burada da şöyle bir durum var: Hatırlarsınız Gilad Şalit diye 19-20 yaşlarında bir İsrail askeri Hamas tarafından esir alınmış, uzun yıllar tutsak kalmıştı. İsrail, sırf bu vatandaşını geri almak için aralarında yüzlerce İsraillinin öldürmüş militanların da olduğu 1.000 Hamaslıyı serbest bırakmıştı. Yani onlar için kendi taraflarındaki bir can bile çok değerli. Zaten sayıca bu kadar az olan ve son derece tutucu bir devletten-milletten farklı bir davranış beklenilemez. Mesela islamda tebliğciler, hıristiyanlıkta misyonerler var ama Yahudilikte böyle bir aksiyon yok. Çünkü yahudi olmak çok önemli bir şarta bağlı. Bu durumda da “mevcut”u korumak onlar adına çok kıymetli. Hamas’ın eylemini bilip de ses çıkartmamak bir istisna mıdır, tabii ki olabilir ama 1 esiri 1000 esir ile takas eden bir devletin sivil halkının göz göre göre ölmesine onay vereceğini düşünmek benim için biraz zor.

      3) Hamas saldırısı İsrail’in savunma zafiyetini gösterdi.

      Bana göre en makul seçenek. Insan’ın en sorunlu özelliklerinden biri “söz”lerden etkilenmek. Bir anlamda öğrenilmiş çaresizlik. Mesela Türkiye’de ne zaman seçim olsa “Erdoğan yenilmez, mutlaka bir şey yapar” algısını oluşturan ve onu çok güçlü gören onun yandaşları değil, muhalif seçmendir. Aynısı İsrail için de geçerli. Öyle bir “güç” fenomeni yaratıldı ki İsrail’e ve yahudilere dair, en zeki, en güçlü, en iyi istihbarat sahibi v.s her şeye onlar sahip. Neredeyse bütün Arap ülkeleri birleştiği halde “altı gün savaşları” diye dalga geçtikleri bir savaşta hepsini yenmiş olmaları falan da bu düşünceyi perçinledi. Oysa hiç de sanıldığı kadar güçlü değiller. Ama bunun propagandasını yapmak, “söz”ünü etmek insanların da etkilenmesine yol açıyor. Bugün “şehrin arka sokakları, gelişmemiş yerleri” anlamında kullanılan “getto” ikinci dünya savaşına kadar Yahudilerin yaşadığı yerleri belirtmek için kullanılıyordu. Yahudilerin gücünü küçümsememekle beraber sanıldığı kadar da dünyaya hükmeden bir yapıda olduğunu düşünmüyorum. Onları güçlü gösteren coğrafi yapıdır. Yani Arap devletlerinin ABD’nin maşası olması, hemen hepsinin çıkarının peşine düşmesi, bir arada olamamaları gibi faktörlerden dolayı israil heyulası yaratıldı. Mavi Marmara olayını hatırlayın. “vatandaşlarımı nasıl öldürürsünüz, nasıl yaralar ve esir alırsınız” demek yerine “giderken bana mı sordunuz” diyen bir Başbakanımız vardı. İşte Arap devletlerinin İsrail’e yaklaşımı da aynen bu şekildedir.

      Tüm bunların yanında bir kere daha tekrar ediyorum: Hamas terörist bir yapıdır, israil katil bir devlettir. Nazarımda ikisinin de birbirinden farkı yoktur…

      Beğen

  2. Elif, Oncelikle bana cevap yazma nezaketinde bulundugun icin tesekkurler. Cevabinda yazdigin seyleri hizla okudugumdan (dun aksam Ankara da yegenime misafirdim fazla zaman olmadi, ve ayrica gecen gun Dr kuzenim Ahmeti de gordum…)
    Benim sana cevap olarak yazdigim yazida buyuk bir hata var onu duzelteyim; Hamasin Israile elini kolunu sallayip girmesinde bir oyun olduguna “inaniyorum” olarak degistirmek isterim…
    Yazdigin seylerin coguna katiliyorum, ozellikle Eylul 11 ve 15 Temmuz da olanlara. Eylul 11de Amerika tarhinin en buyuk tiyatrosu oynandigina inaniyorum cunku, sozde 4 tane ucagin carptigi ikiz kuleler de dahil, biri Pentagon ve sonuncusu bos bir alanda hic bir ucak izi gorulmedi. Benim muhendis kafam basmadi buna. Yani 4 enkazin hepsinde kara delikler acildi sanki, nasil olduysa, bu ucaklari hicbir iz ve parca birakmadan yuttu. Bunlar sonradan bir yerde okudugumda fuzeyle vuruldu denildi. Ikiz kuleler goruntuleri ise “optical illusion ” dedikleri sey. Ayrica, 9 Eylul yani 2 gun once, ikiz kuleler etrafinda Mossad elemanlarinin dolasirken goruldugunu en az iki farkli yerden duymustum.
    Diger buyuk tiyatro ise 15 temmuz da oynandi. Daha 15 Temmuz gecesi bizim burda olaylar yeni basladigini takip eden 1-2 saat icinde Amerika da bazi Amerikali vatandaslar, daha medya duyurmadan Turkiyede kalkisma oldugu kehanetine vardilar. Bence CIAin bunda buyuk rolu vardi. Hatta o tarihlerde birlikte calistigim bir Alman arkadasim bunun Almanyada da bir tiyatro oyunu olarak goruldugunu soyledi. Almanlarin bizimkini dinledigini bir tarihte gazeteler yazdi.
    Senin tum emeklerin icin sagol var ol.
    Aydin Erturk

    Sent from my T-Mobile 5G Device
    Get Outlook for Androidhttps://aka.ms/AAb9ysg

    Beğen

Yorum bırakın