EN GÜVENİLİR KURUM

İflah olmaz bir AKP seçmeni olsaydım yazı başlığına ne de güzel “Murat Kurum” cevabı verirdim 🙂 Murat Kurum demişken hadi genel seçimlerdeki her partinin kendine göre “umut” pompalamasını, bunun için de her yere parti bayraklarını, genel başkanlarının fotoğraflarını asmasını, hiçbir sorun yokmuş gibi seçim araçlarındaki birbirinden berbat seçim şarkılarını son ses açıp “desibel kirliliği” yaratmalarını bir nebze anlıyorum da yerel seçimlerdeki bu coşkuyu bir türlü anlayamıyorum. Ülkenin dört bir yanı şenlik havasında. Sebep? Zannedersin ki ülkenin hiçbir sorunu yok, demokrasiyi, insan haklarını özümsemiş, seçim dönemlerinde de “ne kadar mutlu ülkeyiz”in temaşasını yapıyorlar. Oysa aynı günlerde ülkenin Maliye Bakanı yurtdışından borç aldığı 2 milyar euroyu: “ülke tarihinin en düşük faizle borçlanmasını yaptık” diyerek sevinç ve gurula paylaşıyor. 2 milyar euroya muhtaç olmaya mı üzülelim, “ne güzel şartlarda borçlandık” sevincine mi utanalım bilmiyorum. Sırf şu seçimler için harcanan miktar bile o borçlanmanın kaç kat fazlasıdır?

Artık iğrenerek de olsa belediye başkan adaylarının vaatlerini takip etmeye çalışıyorum. Farkında mısınız, parti ayırt etmeksizin hiçbir belediye başkan adayı, farkındalık sahibi, rafine zevkleri olan, ortalama ya da ortalama üstü eğitim almış, dünyadan haberdar insanlar için tek bir vaatte bulunmuyor. Hepsinin tek bir hedef kitlesi var: “sadaka kültürü”ne biat etmiş, hazırlopçu, fırsatçı, beleşçi insanlar… Bu yüzden de yaptıkları ya da yapacakları “et”, “süt”, “ekmek”, “yakacak” yardımından, ücretsiz otobüs kullanımından, ücretsiz yurtlardan bahsedip duruyorlar. “Biz 200 bin aileye et verdik” diyor bir belediye başkanı, “biz 300 bin aileye et vereceğiz” diyor diğer belediye başkan adayı… Oysa belediyelerin asli görevleri nedir: Altyapı, trafik, park yeri, inşaat regülasyonu, deprem, tarihi mirasları muhafaza etmek, şehir insanlarının nefes alacağı park ve bahçeler inşa etmek gibi faaliyetlerdir. Yaşadığım şehir olan İstanbul üzerinden örnekleyeyim: düzeleceği yerde her gün daha da kötüye giden trafik ve park yeri sorunu var. Bunun yanında bana göre göz ardı edilen müthiş bir kaldırım eksikliği söz konusu. İnsanlar resmen sokaklarda yürüyor. Beklenen depreme karşı hiç de hazırlıklı değil. Tarihi miraslara bakıyorum, mesela Çemberlitaş’ın dibinden tramvay geçiyor, Ayasofya’nın duvarları kemiriliyor. Avrasya koşusu dışında uluslararası anlamda hiçbir kültür, sanat, spor etkinliği yapılmıyor. Oysa tarihin en önemli şehirlerinden biri nasıl olur da herhangi bir alanda kültür-sanat destinasyonu olmaz. Ama belediye “ucuz” yemek için kent lokantası, “ucuz” ekmek için halk ekmek, “bedava” kreş, “bedava” yurt açıyor, bedava anne kartı, bedava süt, burs dağıtıp duruyor. Ankara’da yaşayanların eleştirilerine bakıyorum, onlar da ulaşımdan dolayı büyük sıkıntı içindelermiş. Ama Mansur Yavaş ne yapıyor, eczanelere borcu olanların veresiyesini kapattırıyor. “Daha önce makarna verilen ailelere et verdik” diyor. Bunlar bana göre çok yanlış icraatlar. “Tuzun kuru olduğu için o insanların halinden anlamıyorsun” diye bir eleştiri gelebilir. Meselenin tuzunun kuru olmasıyla, üstenci bakışla “iğyy pis fakirler” diye düşünmekle hiçbir ilgisi yok. Bu faaliyetlerin hiçbirinin belediye ile ilgisi yok. “Sosyal belediyecilik” böyle bir şey değil. Öncül meseleleri hallet, sonra ne yapıyorsan yap. Zaten toplumsal genlerinde “bedavacılık” olan insan gruplarını daha da fazla bedavaya alıştırmanın ne anlamı var?

Benim için özellikle Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş icraatleri ile değil, rakiplerinin potansiyel olarak ziyadesiyle tehlike arz eden kişiler olmasından dolayı öne çıkıyorlar. İmar barışı, kentsel dönüşüm, TOKİ, deprem, İliç faciası gibi kötü olayların hepsinde imzası olan Murat Kurumu mu ya da Mansur Yavaş’ın son derece mütevazı mal varlığını açıkladıktan sonra “Mülk Allah’ındır” diye açıklama yapıp sonrasında gelen kamuoyu baskısına dayanamayarak sadece taşınmaz varlıklarını açıklayan, tövbe haşa nerdeyse Allah’ın “mülk Turgut’undur” diyecekmiş gibi milyonlarca metrekare toprağa, yüzlerce eve sahip olduğu ortaya çıkan Turgut Altınok’u mu tercih edeyim? Yukarda maddi zorluk yaşayanları hakir görmediğim gibi, burada da “sermaye düşmanlığı” yapmıyorum. Ama bu kadar mal varlığını bir siyasetçi için hiç normal bulmuyorum. Bu arada, sıradan bir ilçe belediyesinin başkanlığını uzun süre yapan birinin bu kadar mal varlığı varsa diğerlerini (anladınız siz onu) hiç düşünemiyorum.

Aslında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Tıp Bayramı için yaptığı gönderiye dair bu blogu yazmaya karar verdim. Word sayfasını açıp başlığı attım, konu bir anda siyasete bağlandı. Mesleki deformasyon diyeceğim de, mesleğimin de siyasetle alakası yok 🙂 Evet bir zamanların “en güvenilir kurum”u olarak görülen TSK, Tıp Bayramı için şunu paylaştı:

Oysa şu blogda

anlatmaya çalıştığım gibi Tıp Bayramı’nın çıkışı esasında TSK’ya dayanır. Aslında kendileri ile alakalı müthiş bir kahramanlık öyküsü varken, “beni Türk hekimlerine emanet ediniz” diye bir asır öncesinden gelen çok güçlü bir ses “Türk” doktorlarının kulaklarında hala çınlıyorken, “halkımız” diye Türk halkı ile hiçbir bağlantısı olmayan şu görüntü eşliğinde bu bayramı kutlamanın mantığı var mı? Bu kadar mı nefret ediliyor Türk halkından? Acaba konu “vatan için ölmek” olsa “halkımız” diye böylesi bir fotoğrafı kullanabilecekler miydi? Muhtemelen bu görselin çekildiği yer Somali. Hani Cumhurbaşkanı’nın oğlunun bir kuryenin ölümüne sebep olup hiçbir ceza almadan elini kolunu sallaya sallaya döndüğü ülke. “TSK tüm gücüyle Afrika’daki insanların da yanında” imajı vermeye çalışmışlar. Ama aynı TSK mesela Kahramanmaraş depremine dair asıl “halk”ına yardım ettiği bir fotoğraf yayınlayamıyor, neden? Çünkü deprem bölgelerine çıkışları yasaklandı, ağızlarını açıp da tek kelime söylemediler. Tıpkı yüzlerce yıllık askeri okullar ve askeri hastaneler kapatılırken ses çıkaramadıkları gibi. Oysa TSK her zaman Türk halkı için emniyet subabıydı. Siyaset ne kadar kirlenirse kirlensin bir yerlerde iyi ya da kötü Cumhuriyet’in bekçiliğini yaparlardı. Bunun için de hemen herkesin en güvendiği kurumdu. Şimdilerde çoğu insanın TSK’ya güveni kalmadı… Oysa her insanın en temel ihtiyaçlarından biri güvenlik. Bu fotoğraf da geldiğimiz noktanın trajik yansıması: Türk halkının güvenini kaybeden TSK, “halkımız” diye başka toplulukları gösteriyor. Yazık!

Bütün doktorlarımızın direnişin sembolü olan Tıp Bayramı’nı bir kere daha kutluyorum.

İyi Pazarlar

2 Comments

  1. Iyi Aksamlar Elif,
    Secim propagandalari bana eski bir reklami hatirlatti; saniyorum bir banka reklami olacak “Yok aslinda farkimiz, biz birbirimize benzeriz diye.” Secim mantigi aynidir, biz onun verdiginden 5 fazlasini verecegiz…Yarisan adamlarin yaraticilik gibi bir sorunlari yok oldugu icin, et, yumurta, sut vs pazarlik malzemesi oluyor. Aglanacak durum.
    Doktorlara gelince, kendini iyilestirecek insana kiyan baska bir toplum yoktur dunyada. Balik bastan kokunca geri kalana ne yapacagiz bilmiyorum.
    Iyi Haftalar
    Aydin Erturk

    Sent from my T-Mobile 5G Device
    Get Outlook for Androidhttps://aka.ms/AAb9ysg


    Beğen

Yorum bırakın