ŞEYTANIN KULU VE ELÇİLERİ

Medea, Yunan mitolojisinde büyücü bir prenses olarak tanınır. Kolkhis kralı Aeetes’in kızı olan Medea, Altın Post’u aramak için Kolkhis’e gelen kahraman Jason’a aşık olur. Ona Altın Post’u ele geçirmesi için yardım eder ve birlikte kaçarlar. Bu süreçte Medea, ailesine ihanet ederek küçük kardeşini öldürür.

Yunanistan’a döndükten sonra Jason ile evlenip iki çocukları olur. Ancak Jason, Korinth Kralı’nın kızı Glauke ile evlenmek isteyince Medea ihanete uğramış hisseder. İntikam almak için Glauke’ye zehirli bir elbise göndererek onun ve babası Kral Kreon’un ölümüne sebep olur. Ardından, Jason’a en büyük acıyı yaşatmak için kendi çocuklarını öldürür… (Bir rivayete göre çocukları öldüren Yunanlardır. Hatta Menea’yı kötü göstermek için onun hakkında başta Euripides olmak üzere bazı yazarlara belli bir para karşılığı trajedi yazdırmışlardır. Kimin öldürdüğü önemsiz, ister Menea ister Yunanlar yapmış olsun mitoloji de olsa çocuk ölümlerinin yazılı olarak yer aldığı ilk konu budur)

İncil’e göre İsa’nın doğumundan sonra Yahudiye Kralı Hirodes, doğacak olan Mesih’in tahtını tehdit edebileceğinden korkarak, Beytüllahim ve çevresindeki iki yaşından küçük tüm erkek bebeklerin öldürülmesini emreder. Bu olay “Masumların Katli” olarak bilinir. 

Tevrat’a göre, Mısır Firavunu, İsrailoğullarının nüfus artışından korkarak, doğan tüm Yahudi erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. Hatta bu emrin verildiği dönemde Musa Peygamber annesi tarafından bir sepete yerleştirilerek Nil Nehri’ne bırakılmış ve Firavunun kızı tarafından bulunarak kurtarılmıştı.

Osmanlı’da “kardeş katli” uzun yıllar uygulanmış bir gerçeklikti. Sultan 3. Mehmet bu konuda hayli ileri gitmiş, tahta çıkar çıkmaz çoğu bebek yaşta olan 19 kardeşinin ölüm emrini vermişti.

Nazi Almanyası döneminde, Adolf Hitler’in emriyle başlatılan T-4 Ötanazi Programı, zihinsel ve bedensel engelli bireyleri hedef alıyordu. Bu program kapsamında aralarında yetişkinler olsa da birçok bebek, “yaşama değmez hayatlar” olarak kabul edilerek sistematik olarak öldürüldü.

Sene 2024, aralarında doktor, hemşire, sağlık görevlisi, hastane sahibi v.s insan demeye dilimin varmadığı, şeytanın önlerinde diz çöküp tövbe isteyeceği güruh, sadece daha fazla para kazanmak için yeni doğmuş bebeklerin ölümüne sebep oldular. Özellikle son 22 sene içinde içimizi burkan, midemizi bulandıran, öfkelendiren, yüreğimizin kaldırmadığı, beynimizin idrak etmekte zorlandığı olaylara tanıklık ettik ama bu olay artık bambaşka bir seviyede. Ses kayıtlarının tapelerini okuyorum, okurken bile göğsüm sıkışıyor:

– Mehtap çocuğu öldür. 50 satürasyonlu çocuk mu olur…

– Öldüreceğim de, öldürsem de bir dert yani

Tesadüf bu ya, daha yeni Osmanlı dönemindeki cellatlara ait bir makale okumuştum. Orada şöyle bir bilgi veriliyor: cellatlar öldürmekten keyif almasın diye erken emeklilik hakkı kazanırlarmış. Düşünün ki tek görevi hakkında idam kararı çıkmış insanları öldürmek olan insanlara bile tabir-i caizse “bu kadar öldürmek yeter” deniliyor. Gene bir rivayete göre kasaplar yılın altı ayı kasaplık yaparken, merhametleri kaybolmasın diye yılın diğer altı ayında da bahçıvanlık yaparlarmış. Bu sağlık çalışkanlarının bunca zaman zulmettikleri, öldürdükleri bebeklerden dolayı (ki sadece bebeklerle olan kısmı biliyoruz. Bence ileri yaştakiler için de benzer uygulamalar yaptığına inanıyorum) nasıl vicdanları rahatsız olmamış, hayret verici. 

Ortada sıradan, normalleşmiş bir kötülük yok. İnsan aklını ve ruhunu en üst seviyede test eden, sabrın hudutlarını zorlayan bir aşamaya geldik. Her yaşanılan kötü olay sonrası birilerine bela okumaktan başka bir şey yapamamak daha da çıldırtıcı oluyor. Sodom ve Gomore’de yaşanılanlar eğer gerçek ise şu yaşadığımız dönemden daha korkunç şeyler yapmış olamazlar. Madem onlar helak olmuş, bunca kötülüğün yaşadığı coğrafya nasıl hala ayakta duruyor? Komple yok olsak keşke!

2 Comments

  1. Merhaba Elif Hanım,

    Ben 73 yaşındayım, bu coğrafyada çok çalkantı, siyasi, sosyal ve ekonomik kriz yaşadım ama son 20 yılın bizi getirdiği noktayı isimlendiremiyorum. Arkadaşlarımla konuştuğumuzda vardığımız nokta hep “ yeter artık, kıyamet kopacaksa kopsun” oluyor. Öte dünya diye bir şey ve bir cehennem varsa bugün yaşadıklarımızdan beter olamaz. Papa “ Tanrı kullarını cehennemde yakacak kadar acımasız olamaz “ demiş. Acaba biz bir başka gezegenin cehenneminde mi yaşıyoruz ? Sevgiler…

    Beğen

Işıl Erköse için bir cevap yazın Cevabı iptal et