CHERRY PICKING (CIMBIZLAMA)

Altı kör adam bir fili tanımak ister. İlki filin bacağına dokunur ve “Fil bir direğe benzer” der. İkincisi kuyruğunu tutar ve “Hayır, fil bir ipe benzer” diye itiraz eder. Üçüncü gövdeyi yoklar: “Siz yanılıyorsunuz, fil duvara benzer.” Dördüncü kulağı hisseder: “Fil yelpazeye benzer!” Beşinci hortumu kavrar: “Fil yılana benzer!” Altıncısı ise dişine dokunup “Fil mızrağa benzer!” diye haykırır.

Bu ünlü Budist hikayesi, binlerce yıl önce insanlığın en temel bilişsel yanılgılarından birini anlatıyor. Her kör adam deneyimlediğini doğru bir şekilde tanımlıyor ancak parçadan bütünü çıkarma yanılgısına düşüyor. Daha da önemlisi, kendi deneyimini mutlak gerçek kabul ederek diğerlerinin gözlemlerini reddediyor. Bazı versiyonlarda, körler birbirleriyle kavga ediyor ve ancak durumu tümüyle gören bilge bir kişi gelip açıklayınca olay anlaşılıyor.

İşte bu antik hikaye, modern çağda “cımbızlama” ya da İngilizce adıyla “cherry picking” dediğimiz olgunun mükemmel bir betimlemesidir. Tıpkı kör adamlar gibi, biz de gerçekliğin yalnızca bir parçasını görür, deneyimlediğimiz kısmı bütün hakikat sanırız. Yalnızca kendi görüşlerimizi destekleyen kanıtları seçip çelişkili olanları görmezden geliriz. 

(Buraya bir parantez açmak istedim. “Cherry picking” kavramının etimolojik olarak çıkışını bilmiyorum. Araştırdığımda da çok anlamlı sonuçlar bulamadım. Dümdüz çevirisi “kiraz toplamak” ama olayı gözümde canlandırdığımda anlamlı bulamadım. Açıklama olarak şöyle deniyor: “Meyve toplayan kişinin sadece en olgun ve sağlıklı duran meyveleri toplaması nedeniyle, sadece seçilmiş meyveleri gören bir gözlemcinin çoğu veya tüm meyve ağaçlarının kendisine seçilerek verilmiş meyveler gibi iyi durumda meyveler ürettiğini düşünecek olması sonucunda bu bağlantı ve isimlendirme oluşmuştur” Şimdi “kiraz” özelinde bunu düşünürsek insanın kiraz toplarken daha koyu kirazları “olgun” olarak değerlendirip toplaması son derece doğal. Kırmızı, olgun kirazı seçmek zaten akıllıca, neden beyaz ya da açık renkte olanı seçesin ki? Terim İngilizce olduğu için belki o dönem İngiltere’de ya da anadili İngilizce olan bir coğrafyada kiraz toplama alışkanlığı ya da kirazın türü farklıdır, bilemiyorum. Kavramın metafor olarak kullanılmasında sorun yok hatta son derece gerçekçi ama kiraz benzetmesi bana çok mantıklı gelmiyor.)

Cherry picking yani “cımbızlama” ya da benim “seçici kanıt sunma yanılgısı” diye isimlendirdiğim fenomen, bir argümanda yalnızca destekleyici verileri öne çıkarıp karşıt olanları görmezden gelme eğilimidir. Bu durum şu yazıda kısmen değindiğim confirmation bias yani onaylama önyargısıyla yakın akrabadır ama tamamen aynı değildir.

Asansör korkusu/ Elevatorfobia

Günümüz dünyasında cherry picking yalnızca bireysel bir davranış değil medya kuruluşlarından siyasi partilere, akademiden pazarlamaya kadar birçok alanda işleyen bir strateji haline gelmiştir. Bir araştırmanın sadece olumlu bulgularını paylaşmak, bir liderin yalnızca başarılarını öne çıkarıp başarısızlıklarını gizlemek ya da bir şirketin ürününe dair yalnızca memnuniyet yorumlarını öne sürmesi hep bu mekanizmanın farklı yüzleridir.

Aslında cherry picking yalnızca bilgi seçimi değil, aynı zamanda algı yönetimidir. Çünkü bir toplum sürekli seçilmiş verilerle karşılaştığında, kendi gerçekliğini de bu kırpılmış çerçeve üzerinden inşa eder. İnsan zihni zaten “onaylama yanlılığına” yatkındır; yani kendi düşüncesini doğrulayan bilgiyi daha kolay kabul eder. Cherry picking bu eğilimi istismar eder, kişiyi ya da toplumu gerçeğin yalnızca uygun parçasıyla besler. Birkaç basit örnek vereyim:

Mesela hükümet yetkilileri ekonomik verileri açıklarken, (burayı malum sesle okuyun) “neredeenn nereye” derken hep olumlu gibi görünen parametreleri söylerler. “Biz geldiğimizde ihracat şu kadardı, şimdi üç katına çıkarak şöyle oldu” denir ama “ithalat”ın dolayısıyla cari açığın kaç katına çıktığından bahsetmezler. “Memura, emekliye en fazla zammı biz verdik” derler ama o maaşın enflasyon karşısında nasıl eridiğini, alım gücünün ne kadar düştüğünü görmezden gelirler. 

Bir başka örnek, COVID-19 döneminde aşı karşıtları, nadir görülen yan etkileri büyütürken, aşının milyonlarca hayat kurtardığı gerçeğini görmezden geldiler. Aşıyı hunharca savunanlar da başlangıçta, aşıların bulaşıcılığı “tamamen” engelleyeceğini iddia ederken, sonradan ortaya çıkan sınırlılıkları kabul etmekte zorlandılar. Verilere göre dünyada ve Türkiye’de ölüm nedeni “kalp krizi” olarak yazılan vakalarda görece “anlamlı” bir değişiklik olmadığı halde bugün bile her kalp krizi sonrası ölümü aşıya bağlayan aşı karşıtı bir grup var. Belki ilerde haklı çıkarlar bilmiyorum ama şu an için bu düşünce en azından bilimsel anlamda doğru değil. 

Halk pazarında pazarcının güzel görünüşlü meyve-sebzeleri ön kısıma koyup arkadaki çürükleri saklaması, derslerinde başarısız olan çocuğu için anne-babasının “aslında çok zeki ve sanatçı ruhlu” demesi, kahvenin reklamı yapılırken “karaciğer için faydalı, metabolizmayı hızlandırır” v.s denirken kansızlık sorunu yaşayanlarda, tansiyon ve kalp hastalarında çarpıntıya neden olabileceğinden bahsedilmemesi gibi gündelik durumlar cherry pickingin örnekleridir. 

Bu duruma yakalanmamanın, maruz kalmamanın en önemli yolu “farkındalık”. Bir bilgiyle karşılaştığımızda kendimize şu soruları sormamız lazım: “Bu bilgi benim mevcut bilgilerimi/inançlarımı destekliyor mu?”, “Karşıt görüşleri araştırdım mı?”, “Kaynak güvenilir mi ve tam resmi sunuyor mu?” Çeşitli kaynaklardan bilgi almak, farklı perspektifleri değerlendirmek ve kendi önyargılarımızı sorgulama alışkanlığı geliştirmek, daha objektif değerlendirmeler yapmamızı sağlar. Ayrıca, bir konuda karar vermeden önce “şeytanın avukatı” rolünü oynayarak, kendi görüşümüzün zayıf noktalarını aramak da faydalı olabilir . Tabii bunun için kritik nokta hemen her durumda olduğu gibi “eğitim”de saklı. Eleştirel düşünme becerilerinin geliştirilmesi, kaynak güvenilirliğinin değerlendirilmesi ve çok perspektifli analiz yapma yeteneğinin kazandırılması en azından gelecek nesillerin cherry picking tuzağına düşmesini engelleyebilir. Biz bu konuda şerbetlendik, bağışıklık kazandık bari onlara nüfuz etmesin 🙂

Peki ben bu konuyu neden yazdım? Geçtiğimiz yıla ait TRT kaynaklı bir haberi, bir vesile ile yeni gördüm. Haberin linki: https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/celik-sektorunun-ihracati-14-milyar-dolari-asti-880857.html

Kısaca anlatayım: Türkiye’nin 2024 verilerine göre çelik ihracatında artış yaşandığını yazmışlar. Ülkelere ait veriler konulmuş ve en yüksek artış Filistin ile olmuş. Bu haberi okuyan her aklı başında insan: “Yiyecek ekmek bulamayan, ağır sanayisi olmayan Filistin halkı çeliği ne yapacak” diye sorar. Hele ki böyle %30.000 gibi absürt bir artışın mantıklı olamayacağını düşünür ve hemen şunu anlar: demek ki Türkiye, İsrail’e çelik ihracatını Filistin üzerinden yapmış. Çünkü TÜİK’in yani tamamen hükümetin istediği gibi veri hazırlayan kurumun raporlarında da bu durum çarpıcı şekilde ortaya çıkıyor. 

Bakın mesela sadece Mersin Limanı üzerinden 2023 yılına kadar 500 bin dolar olan Filistin ile ihracat bir anda 35 milyon dolara çıkmış. Ne garip, İsrail ile de 0 noktasına gelmiş. Bir de adamlar “İsrail ile ihracatı kestik” derken “yalan söylüyorlar” diyorsunuz, kalbiniz fesat 🙂 Aynı haberi okuyan başka bir kesim ya Filistin’e yardım edildiğini zannedip ya da ihracatın arttığını düşünüp sevinir ve her iki durumda da “hülooğğ” der. Ne güzel; dertsiz, tasasız kafalar. İnsan gıpta etmiyor değil!

İyi Pazarlar

1 Comment

Yorum bırakın