CAHİL CESARETİ / DUNNING – KRUGER SENDROMU

Modern dünyanın en büyük lanetlerinden biri “isim fetişistliği”. Sokaklar, caddeler, okullar, köprüler, camiler, stadyumlar, sanat merkezleri v.s hemen her yerde isimlerin hükümranlığı var. Mesela tarih “yazının icadı” ile başlıyor. Bize okullarda öğretilen nedir, “Yazıyı Sümerler buldu”. Zannetmiyorum ki Sümerler bir araya gelip de “hadi yazarak iletişim kuralım” diyerek bunu gerçekleştirmiş olsun. Muhtemelen aralarından biri ya da birkaçı böyle bir şey için kafa yordu ve diğerlerine öğretti ama kimdir o kişi ya da kişiler bilmiyoruz. Aynı şekilde tekerleği de Sümerler buldu diye biliyoruz ama gene herhangi bir isim yok. Ama bugün o ilk bulunan tekerlekten yola çıkarak oluşturulmuş araç lastikleri üreten Michelin, Pirelli, Goodyear gibi firmalar, kurucularının soy isimlerini taşıyor. Hadi popülizm yüzünden mekanlara, markalara “isim” verilmesini bir nebze anlayabiliyorum ama bilim insanlarının kendi isim ya da soy isimlerini kimi hastalıklara, sendromlara, teorilere, kanunlara vermesini anlamakta zorlanıyorum. Özellikle Psikolojide ne kadar sendrom varsa pek çoğu isim ya da soy isimden oluşuyor. (Bu da bir sendrom olmalı bence. Bunu da ben bulmuş olayım. Evet evet süper oldu. Literatüre bir sendrom daha ekleyelim: “Sendromlara kendi adını verme sendromu”. Adına da “Elif Sendromu” diyorum, nasıl güzel paradoks oldu ama 🙂 )

Herkesin bildiği gibi Felsefe’nin temel direklerinden sayılan Sokrates herhangi yazılı bir eser bırakmamıştır. Onun sözlerini, fikirlerini bize anlatan Platon’dur. İşte o Platon Sokrates’in Savunması adlı eserinde Sokrates’e ait bir sözden bahseder: “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir”. Ve Sokrates’in dilinden anlatmaya devam eder: “İkimizin de gerçekten bilmeye değer bir şeyler bildiğini zannetmiyorum, fakat ben en azından bu adamdan daha bilgeyim, çünkü o hiçbir şey bilmediği halde bildiğini zannediyor, ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de düşünmüyorum. Bu küçük noktada ben ondan daha avantajlı görünüyorum”. “Akıllı insanlar herkesten ve her şeyden öğrenirler. Sıradan insanlar sadece kendi deneyimlerinden öğrenirler. Cahiller ise her şeyi bilirler” diyerek de son noktayı koymuştur.

Sokrates’ten yıllar sonra Charles Darwin: “Cehalet genellikle bilgi sahibi olmaktan daha çok özgüvene sebep olur” demiş, Bertrand Russell: “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.” diye eklemiş. Türk kültüründe “cahil cesareti” ifadesi asırlardan beri söylenegelmiş. Bunlara benzer nice söz, öğreti birçok kişi tarafından dile getirilmiş ama 1999 yılında Cornell Üniversitesi’nden Justin Kruger ve David Dunning adlı iki psikolog “Daha az bilgi sahibi olan kişilerin, çok daha fazla bilgi sahibi olan kişilerden daha fazla şey bildiklerini sanmaları”nı çok yeni bir şeymiş gibi temellendirip Dunning-Kruger Etkisi/Sendromu olarak literatüre sokmuşlar. Bunca sene bu sendromun literatüre girmemesine mi şaşmalı, ilk defa kendileri düşünmüş gibi bir de kendi soy isimlerini kullanarak böyle bir sendromu saptamalarına mı hayıflanmalı, karar veremedim. Neyse ki asıl konumuz ikisi de değil. Madem literatürde bu şekilde yer alıyor, mecburen biz de Dunning-Kruger Etkisi’ni kullanacağız.

Ülkeleri Psikoloji’deki sendromlar üzerinden tanımlarsak, Türk insanı için en uygun sendrom kesinlikle Dunning-Kruger olmalıdır. Bu haliyle bakıldığında “yerli ve milli sendromumuz” bile diyebiliriz 🙂 Siyaset, sanat, spor, bilim v.s hemen her alanda bu etkinin yansımalarını görmek mümkün. Dünya spor tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı haltercisi olarak bilinen “Cep Herkülü” Naim Süleymanoğlu, Gazi Üniversitesi’nde eğitim aldığında “tekniği hatalı” diye “Halter” dersinden sınıfta bırakan bir milletten bahsediyoruz. Ya da “sesi kötü” diye Pavarotti’yi Ankara Operası’ndan kovup ülkesi İtalya’ya yollayan.

Bu yazıyı yazmak için beni tetikleyen isim Ali Erdemir ve onun yaşantısı oldu. Bir haberde denk geldiğim, Nanoteknoloji kullanarak yapay elmas üretmiş ve “Uygulamalı bilimin Nobel”i olarak adlandırılan “R&D 100” ödülünü 4 defa kazanmış, Amerikanın en önemli kuruluşlarından biri olan Ulusal Mühendislik Akademisi’nin üyeliğine seçilmiş, dünyanın en başarılı bilim adamları arasında kabul edilen bu değerli bilim insanı İTÜ’de Metalurji bölümünden mezun olmuş. Yüksek lisansını ve doktorasını Amerika’da yaptıktan sonra yurda dönmüş ve iş aramaya başlamış. Hiçbir yerde iş bulamayınca o dönem bir milletvekili ile iletişime geçip kendisine iş bulması için ricada bulunmuş, projelerinden bahsetmiş. Bu güzide vekilimiz de “İngilizcen çok akıcı, boşver mühendisliği bir otelin lobisinde çalışsan daha çok para kazanırsın” demiş ve bu diyalog Ali Erdemir’in hayatını değiştirmiş. Arkasına bakmadan ülkeden çekip gitmiş, Amerika’ya yerleşmiş.

Naim Süleymanoğlu’nun tekniğini yanlış bulan, Pavarotti’nin sesini beğenmeyen, Ali Erdemir’in projelerini kulak ardı edip bir otel lobisinde çalışmasını öneren kişi, ne aynı kişi, ne kardeş, ne de arkadaş… Ama aralarında “cehalet” ve o cehaletin yarattığı “özgüven” yönünden kan bağından daha yakın bir “akrabalık” ilişkileri bulunduğu da bir gerçek. İşin kötü tarafı bu tiplemeler öyle bir kuşatmış ki ülkeyi, şöyle çevrenize bir bakın, en çok işi kendisinin yaptığını düşünen, her konuda mutlaka bir fikri olan, bugün söylediğini yarın inkar eden sayısız insan göreceksiniz. Bu yüzden bir milletin en önemli bağımsızlık savaşı “cehalet” ile yaptığı savaştır.

Yazıyı bir soru ile bitirmek istiyorum. Daha 1 sene önce dolar kuru 5 lira civarındayken “Dolar alanlar şimdi kara kara düşünüyor yükselecek diye, daha çok beklersiniz” diyen “Ekonomi damadı”, bugün itibariyle 7.35’lerde dolaşan dolar için sizce ne diyecek?

a) Onların doları varsa bizim Allah’ımız var. Bayrak inmez, ezan dinmez

b) Dış güçler

c) 7.35’den dolar alanlar kara kara düşünüyor yükselecek diye, daha çok beklersiniz

d) Silivri soğuk diyorlar

e)  Cehaletimi kabul ediyorum. Ekonomiden anlamadığım halde kayınpeder zoruyla bu görevi sürdürüyorum. Tüm ülkeden özür dileyerek görevimden istifa ediyorum (Yazarken  bile inanmadım 🙂 )

Mutlu bir Pazar günü dileğiyle,

Sevgilerle 💖

2 Comments

  1. Elifcim kalemine sağlık . Justin Kruger ve David Dunning’e 2000 yılında Nobel ödülü kazandıran teorileri özetle şöyle ”Cehalet gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır. “Goethe ise “örgütlenmiş bir cehaletten daha korkunç birşey yoktur “demiş . Nazımda “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim; akar suyun , meyve çağındaki ağacın,serpilip gelişen hayatın düşmanı ….” Ulu önder Atamızın kurduğu Cumhuriyet ile açtığı ilim fen ve bilmin ışıklı yoludur kalıcı olan yoksa rüzgarsız havada dönen fırıldakların değil.

    Liked by 2 people

  2. Kalemine sağlık canim. Korkuyorum bu savastan, kazanma sansimiz olmadigini dusunmeye basladim salgından daha vahim bi sekilde yayiliyor cehalet. Asıl korkutucu olansa, üst akıllarin , kötülüğe hizmet eden ust akillarin bunlari kolaylikla sekillendirmesi. Ornegin, dün gece servis edilen 2019 sonunda yapilmis bi röportajın taze habermis gibi sunulmasi, uzerine haber programlari yapilmasi. Yanıta gelince, şiklarinin arasinda yok. “Babam ne derse, odur” diye düşünüyorum ☺️ iyi pazarlar 🙏😘💜

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s