SON PİŞMANLIK

Geçenlerde bir arkadaşımın önerisi ile Avustralyalı Bronnie Ware’e ait “Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey” adlı kitabı okudum.

Yazar aslında bir bankacıdır ama bir süre sonra yaptığı işten sıkılınca radikal bir karar alarak işten ayrılır. Tüm eşyalarını da satarak otomobiline atlar ve seyahat etmeye karar verir. Tabii bir şekilde para kazanmak zorundadır. O da ölmek üzere olan hastalara bakıcılık yapmaya başlar. Bu süreçte pek çok hasta ile yakınlık kurmuş, çoğununun ölümüne tanıklık etmiştir. Artık kaybedecek, utanacak, saklayacak bir şeyleri olmayan bu insanların hemen hepsi hayatındaki “pişmanlıklar”ı Bronnie ile paylaşınca, o da anlatılanları kaleme alıyor ve böylece bu kitap ortaya çıkıyor. Bronnie’yi şaşırtan şey, farklı hayatlar yaşamış olsalar da bu insanların hepsinin pişmanlıkları neredeyse aynıdır. Yazar en çok pişman olunan 5 şey belirlemiş, ben de o başlıkları kullanacağım, tabii yorumları kendime göre yaparak…

1) Keşke duygularımı anlatacak cesaretim olsaydı

Çoğu insan hayatının bir döneminde kimi zaman kendine dahi itiraf edemediği platonik bir hoşlantı, sevgi ya da aşk yaşar. Belki çevre baskısından, belki insani ilişkilerden, belki de çekingenliğinden dolayı karşısındakine bir türlü açılamaz. Bu durum hayatının sonraki kısmında öyle arazlar doğurur ki, bir süre sonra içe kapanık yaşamlar başlar. Türk Edebiyatı bunun sayısız örnekleriyle doludur. Aklıma ilk gelen, üniversite yıllarında yaşadığı o büyük platonik aşkına yazdığı Mona Roza şiiri ile tanınan Sezai Karakoç. Hayatı boyunca evlenmemiş olan Sezai Karakoç’un, asosyal ve biraz da insanlara karşı sert tutumunu bu itiraf edilmeyen aşka bağlıyorum. Bir başka şair Edip Cansever’in kendisi gibi şair olan arkadaşı Turgut Uyar’ın eşi Tomris Uyar’a olan hislerini açık edememesi ve teselliyi ona şiirler yazarak bulması. Ama mesela benzer şekilde yakın arkadaşı şair Paul Eluard’ın eşi Gala’ya olan aşkını itiraf eden Salvador Dali, sonradan Gala ile evlenecektir. (Bu durumun şekil itibariyle doğruluğu, yanlışlığı elbette başka bir konu 🙂 )

Duyguları dışavurmayı sadece karşı cinse olan aşk olarak bakmamak lazım. Eşimize, çocuklarımıza, annemize, babamıza, kardeşlerimize, arkadaşlarımıza olan iyi yönlü duygularımızı göstermekte biraz çekingen, ketum davranıyor, dile getirmiyoruz. İşte Türkiye’de bir nesil, anne-babasının yanında kendi çocuklarını sevmediği için, bu “ayıp” olduğu için yıllar sonra bütün o çocuk sevgisini “torun”la ikame etmeye çalışıyor. Gene istisnalar olsa da çevrenizde torunlarını çok seven, onları şımartan birini görürseniz, bilin ki çocuklarını o şiddetle sevemediği için tüm enerjisini torunlarına veriyordur.

Yıllar evvel izlediğim Yılmaz Erdoğan’ın Bana Bir Şeyhler Oluyor adlı tiyarosunda şöyle bir tirat vardı:

“Yalnızlık… Her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında. Tek sermayesi, sahip olduğu tek şeydir kıymetini bilmelidir, dedi. Yalnızdır insan, hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır. Kalabalık yalnızlıklar, yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir ülke ülke. Kalabalık arttıkça artmaktadır yalnızlık da. İnsan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında. Ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi. Tek çaresi “aşk”tır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın. Aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi. Aşık olun! Gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı. Nasılsa ayrılık insanın tek kişilik yalnızlığını özlemesi. Sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri…”

Bu yazıyı hala okuyorsanız, okumaya ara verip eşinize ya da çocuklarınıza veya annenize, babanıza, kardeşinize, hiçbiri yoksa en yakın arkadaşınıza “seni seviyorum” demenizi çok isterim. Hem de hiç ertelemeden, sonradan söyleyememenin verdiği pişmanlıktan kurtulmak için.

Bunu yapmış biri var, hem de yaşını, durumunu, “elalem ne der”i hiç umursamadan yüreğinin peşinden gitmiş biri. Belki birçok kişi yolda görse, giyimiyle, suretiyle dalga geçer ama kim onun kadar cesur olabilir…

2) Keşke çok fazla çalışmasaydım

Bunu istisnasız bütün erkekler söylemiş. Cinsiyetçi yaklaşmak ne kadar doğru bilmiyorum ama gene gözlemlediğim kadarıyla erkekler işlerini çoğu zaman ailesinin önüne koyuyor. Bütün enerjisini işe verip çocuklarına, eşlerine çok da vakit ayıramıyor. Çok fazla yorum yapmayıp Türkiye’de yaşayan insanlara gerçek tarihi öğretmeye çalışmış, vefat ettiği 100 yaşına kadar aralıksız kitaplar yazmış, bildiklerini aktarmış Halil İnalcık’a Cumhuriyet Dergi ile yapılan röportajda ” Geçmişe dönüp baktığınızda gördüğünüz en büyük pişmanlık nedir?” sorusuna verdiği cevabı eklesem kafi gelecektir. Şöyle diyor büyük insan:

“Yüz yıla yakın süren yaşamıma baktığımda üzüldüğüm çok şey var. Bilimsel araştırmalar vaktimi o kadar fazla aldı ki, merhum eşim Şevkiye’ye karşı ödevlerimi hakkıyla yerine getiremedim… Göçmen, hukuk tahsilli bir aydın geçim sıkıntısında, para isteyemiyor, bana bir kitap verdi, isteği anlayamadım, derdine deva olamadım, anladığımda ise vakit geçmişti. Bu bana elli yıldır dert oldu… Bursa’da bir Bulgaristan göçmeni işçinin sözleri gücüne gitti, kalbini incittim, tamiri imkânsız bir hata işledim, vicdanımda her zaman bir pişmanlık duyarım… Gençlik çağımda öğrencilerimin bazılarının kalbini kırdım, pişmanlıkla hatırlıyorum. Şimdi onlardan af diliyorum. Bugün çalışmalarım o kadar çok zamanımı alıyor ki, doğaya, sanata, sevdiklerime erişemiyorum, yayın çalışmaları yaşamamı elimden alıyor, pişmanım.”

Büyük bir çınar; Halil İnalcık (Fotoğraf için Dr. Ayla Belen hocama teşekkür ederim )

3) Keşke arkadaşlarımla iletişimi koparmasaydım

İnsan yaş aldıkça çocukluğa daha da yaklaşıyor derler. Eski fotoğraflara bakıp o günlere özlem duymamızın nedeni de bu olmalı. Sahiden, hiç düşündünüz mü, o fotoğraflara her baktığımızda neden yüzümüzdeki tebessüme engel olamıyoruz? Çünkü en masum, en mutlu, en hırssız ve belki de en kaygısız olduğumuz dönemler. O günleri bize hatırlatan ise siyah-beyaz, renkli fotoğraflar ve çok şansslıysak o günlerden kalma arkadaşlar. Bu konuda önümde çok güzel bir örnek var: annem. Fırsat buldukça bahsettiğim üniversite arkadaşlarından oluşan ve yıllardır kopmayan, her biri birbirinden mükemmel insanların var olduğu 75AA grubu. Dostlukları öyle imrendirici oluyor ki, kıskanmamak elde değil. Ben de annem gibi şanslı olanlardanım. Çok güzel bir lise grubumuz var, oldukça aktif ve keyif alıyorum paylaşımlarımızdan. Üniversite grubum nispeten daha sessiz olsa da, sağlam bir dostun bir adım ötede beklemesi gibi bir güven hissi yaratıyor. Ayrıca okuma kulübünde başlayan dostluğun seneleri devirdiği ve çok sevdiğim ‘hunili’ kardeşlerim de benim kopmayacağım gruplardan..

4-5) Keşke mutlu olmama izin verseydim / Keşke başkalarının istediği gibi değil de kendi istediğim gibi yaşasaydım

Yazara göre en çok dile getirilen pişmanlık bu olmuş. Aslında iki ayrı madde olarak incelenmiş ama ben tek madde olarak düşündüm her ikisini de çünkü insan kendi istediği gibi yaşayacaksak, bunu kendi mutluluğu için yapıyordur. Bilincimiz şekillendiğinden beri belli normlar üzerine hayatımızı şekillendiriyoruz. Toplumun dayattığı “ayıp”, “günah”, “yasak”, “yanlış” v.s gibi yazısız kurallara riayet edip bir taraftan da sırf daha iyi hayat yaşamak adına belki çok da sevmediğimiz işlerde çalışıyoruz. Kendi adıma bu konuda mutlu azınlıktan biri sayılırım ama çevremde gördüğüm, tanık olduğum her 10 insandan en az 8’i sevmediği bir işte çalışıyor. Hayatının önemli bir bölümü de o sevmediği ortamda geçtiği için kendisine negatif enerji yüklüyor. Böylece o kafasında gerçekleştirmeyi düşündüğü şeylerden günbegün kopuyor. Sanırım son nefeste benim de söylemeyi istemeyeceğim tek şey “şunu yapmayı çok isterdim” olurdu. O yüzden mümkün olduğunca istediğim ne varsa yapmaya çalışıyorum. Mesela şimdilerde en çok isteğim şey bir kitap çıkartabilmek. Çünkü yazmayı, kendimi ifade etmeyi çok seviyorum. Bu yüzden çok sayıda okuma yapıyorum. Bunun yanında Türk Edebiyatı’nın çok değerli bir yazarı olan Akgün Akova’nın öykü atölyesi çalışmalarına katılıyorum. Fikirlerimi, kalemimi geliştirmeye çalışıyorum. Hepsi de bir gün “keşke dünyaya bırakacak yazılı bir eserim olsaydı” dememek için 🙂

Pişmanlıkların, “keşke”lerin sayısının az olduğu yaşamlar dileğiyle..

Keyifli Pazarlar,

Sevgilerimle 💖

8 Comments

  1. Elifcim kalemine emeğine sağlık .Yazını okumaya başlayınca bestesi Yunanlı Nikos Karvelas’a, sözleri Nilüfer’e ait olan “Olmadı Yar” şarkısı dilime dolandı.”Son pişmanlık neye yarar .Firar eder aklım başından uçar gider .Ziyan olmuş yıllara varsın olsun yeter . Herşeyin bedeli var olmadı yar. Herşeyin sebebi var olmadı yar….”yazınla şarkı örtüştü bir anda . Geçmişte kalan pişmanlıklarımız ve keşkelerimizin bu güne hayrı faydası , etkisi ne derece vardır bilmem ama şu örnekle yorumu bitireyim. Geçmişteki yaptığı suçlardan idama mahkum olan adama sormuşlar son sözlerini ; yaptım ettim sonuç böyle oldu “buda bana ders olsun”. demiş Sevgili Elifcim.

    Liked by 1 kişi

  2. Canım yazılarını okumaya çalışıyorum,hepsi çok güzel ayrı bir değer taşıyor.Dilerim en kısa zamanda istediğin kitabını çıkarırsın.Ne mutlu sana böyle güzelliklerle uğraşıyorsun.Gönlündeki tüm güzelliklerin gerçekleşmesi dileğiyle.sevgiler…❤️

    Liked by 1 kişi

    1. Mahinur hanım çok naziksiniz çok teşekkürler. Siz de eminim neyi seviyorsanız ona zaman ayırıyorsunuzdur. Güzel yüreğinize sağlık, mutlu sağlıklı haftalar diliyorum 💖🙋‍♀️

      Beğen

  3. Uzun uzun düşündüm… “Keske” nerede var hayatımda? sonra baktim onları cikarirsam, bugünkü “ben” olamazdim ki.. sanırım sectigim yol, öyle bilincsiz, akışına degil.. yapmak isteyip de yapamadigim ne var ? Bilmiyorum.. sadece bildigim “Nesrin ölmüş” diye duyuldugunda ardımdan üzülüp, ” cok iyi insandi ” diyeceklerin var olmasi ..bence büyük servet. ☺️ Cok güzel yaziyorsun, yormadan, “sade” okutuyorsun… Netligine bayiliyorum. Tüm isteklerini gerceklestirmen dilegiye prensesim.

    Liked by 1 kişi

    1. Nesrinim Allah gecinden versin öncelikle düşünmek bile istemiyorum. Çok seviliyorsun sarıp sarmalayan anaç yüreğinle.. Çok teşekkür ediyorum, ben de senin yazdıklarına ve düşüncelerine bayılıyorum 💖💖😘🧿

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s