Vitruvius Düşü(şü)

Leonardo Da Vinci’yi insan ve doğayı bir vücutta birleştirdiği ve mimar- mühendis- düşünür Marcus Vitruvius Pollio’nun oran-orantı kuramını görsel olarak ortaya koyduğu Vitruvius Adamı’nı çizerken hayal ediyorum. İnsan vücudunu, doğanın işleyişinin bir anolojisi olduğunu 600 yy önce gösteren eskizin içinde baktıkça kayboluyorum sanki. Gözlerim görmez, ruhum duymaz oluyor; Da Vinci’nin mürekkep darbelerinden oluşan daire girdaptan farksız.

Marcus Vitrivius Pollio MÖ 80- MÖ 15

Da Vinci’nin Vitruvius’un ‘İnsan Figürü Üzerine’ kitabını okuduktan sonra zihninde canlanan düşünde buluyorum kendimi.

Leonardo da Vinci

Neden buradayım, sormaya fırsat bulamadan dönüyor dönüyor dönüyorum…. Kar tanesi gibi boşluğun insaf(sızlığ)ına bırakmışım kendimi. Sağa-sola umarsızca yalpalamam bu yüzden. Kar tanelerinin birbiriyle çarpışmasına mâni olan o “insaf”, benim de sağa sola çarpmama mani oluyor. Belki beni önemsediğinden, kan revan halde yitip gitmemi istemediğinden. Yitip gitmemi istememesi beni önemsediğinin mi göstergesi? Bu ihtimalin varlığı dahi boşluktan soğutmakta beni. Beni dengede tutan görünmez elin patolojik silüetini tuvale resmetmeyeceğim sırf bu yüzden. Yolum uzun… Beni aşağı çeken mi desem, yoksa zaten kaçınılmaz olan düşüşün paraşütü mü desem, işte her ne haltsa, bu boşluk için bir paragraf ziyadesiyle ziyan… Ucu bucağı belirsiz, nerede biteceği kestirilemeyen beyaz sayfalarda bir paragraflık mekan, çöldeki tek damla su kıymetinde olabilir. Hâlâ dönmekteyim ama şimdi biraz daha tasvir edilesi oldu etraf: bir kolum diğer kolumla, bir bacağım ise diğer bacağımla açı yapmış ve hepsi ardına değin açılmış. Sırtım yere paralel, karnım ve yüzüm göğe dönük. Üçgen ve daire çevreliyor etrafımı. Ama çok net bir görüntü yok ki yer-gök ayırımında bulunabileyim? Sanırım kontrolün bende olduğuna inandırmak gayretindeyim. Hiç olmazsa kollarımın ve bacaklarımın ardına değin açık olduğunu biliyorum. Emin olamasam da!! Bir de pervanevari döndüğümü biliyorum. Oysa ta başta bundan da emindim. Bir şey gördüm şimdi. Hayır hayır, iki şey… İlki beni çepeçevre kuşatan oranlar. Dönerken bunları seçmek -neredeyse- olanaksız… Çünkü artık öğrendim ki emin olmak yasak. İkincisi ise… Yo, hayır, ikinciyi dillendirmenin kıymet-i harbiyesi kalmadı. Çünkü gene kendimden eminim ve gene elde var sıfır. Şu an anladım ki tırnakla kazıdıklarım avuç avuç geri dönmekte. Hoş, dillendirmekten kaçınmamın asıl ve korkarım yegâne sebebi “uğur denemek”. Gözlerimi kapattım artık. Ne de olsa tasvirlerin faydası yok. Neye? Neye faydası yok?… Kime mi demeliyim yoksa? Evet evet, “kim” sorusu daha makbul… Nihaî hazinesinin “ben” olduğu her sondaja müsaade etmeliyim şu sıra. Çünkü dönüyorum… Sadece dönüyorum… Ve boşluğun insafsızlığını şimdi idrak ediyorum. Sımsıkı kavradığı yerlerimden özgür bıraksa da bir o yana bir bu yana çarpabilsem. Anlıyorum ki dimağımı diri tutan bastığım yermiş. Beni geleceğe dair umutlu beklentilere sevk eden ampulün düğmesine dokunabilmemmiş… Gece yarısı mesailerinin nihayete erme sürecini hızlandıran: iş bitiminde derin uykuya dalma hayali değil; sabahtan akşama boşlukta dik duran sırtımın yaylı bir dayanağa yaslanması bilinciymiş… Öyleyse, gözlerimden beynimin derinliklerine süzülen huzmenin pek bir önemi yokmuş, göz kapaklarımın birbirine çarpmasını hissedebilmenin yanında. Açtım gözlerimi dönüyorum hâlâ. O da nesi? Prizmadan geçmemiş saf beyaz ışık. Aşağıdan yukarıya akmakta. Anlıyorum ki beni kendine çekmekte. Helikopter olup aşağıya indiğimi biliyorum artık. Ama emin değilim… Boşluğun insafsızlığından da emin değildim ki zaten!!… Ve işte… İşte o göründü…

Işıkla perdelemiş kendini. Şimdi anladım. Işık şimdi yitmekte… Sağa sola çarpabilmenin hazzını idrakten sonra göz ardı edip nötr kaldığım ışığın, sönmesine ilk kez bu denli seviniyorum. Gördüm onu çünkü. Artık haykırma zamanı geldi. Hiç karşılaşmamamıza rağmen imza ettiğimiz gizli antlaşmayı anımsadım. Bu sessiz akdin ilk maddesi susmaktı. Yolculuğun başından beri kendimden emin olmanın bana kaybettirdiklerinin üstüne görünmez sözleşmeyi ezip geçmek, karanlık istikametinde ebedî yolculuğa çıkmama sebep olabilir.

Dönmüyorum artık. Havada sere serpe asılı duruyorum. Tutunmamaya da alıştım. Sanırım ışıksızlıktan sonra çarpışmasızlığı da yadırgamayacağım. Neden hiçbir şeyden emin olmamam gerektiğini şimdi daha iyi kavrıyorum. Her bir tur dönüş, önceye dair bir ya da birkaç ayrıntıyı yok etti zira. Ama dedim ya dönmüyorum artık. Işık yok, hareket yok, dokunmak yok, hissetmek yok… Sadece o var. O… Her şey olarak düşünmüş, her maddenin yerine koymuş, her şemaili tasavvur etmiştim ama hiçbirinde zifirî karanlık yoktu. Karanlık; ışığın olmadığı yer, olarak tarif edildi bana önceki hayatımda. Yani ölçülemeyen bir şeydi. Eli, kolu, kanadı, belleği, kanı, kını her şeyi ışıktı. Önceki hayatımda mı? .. Hayır hayır, hiçbir şeyden emin olmayacak ve kesin yargı belirten kelimeler / cümleler sarf etmeyeceğim. Üst sınırım “biliyorum” kelimesi olacak. Haddimi aşıyordum az daha. Ayağa kalkıp çizmeliyim, dönen vücudun her oranını hesaplamalıyım..!

Da Vinci’nin 1490 yılında yaptığı eskiz, İtalya Venedik Gallerie dell’Accademia’da sergilenmektedir.

Mimar Vitruvius’un dediği gibi “Saç köklerinden çenenin altına kadar olan mesafe insan boyunun onda biri kadardır; çene altından başın üst noktasına olan mesafe insan boyunun sekizde biridir“ Vitruvius’a dokunmak, altın oranı keşfetmekten öte insanın ruhuna ayna tutması demek bana göre. Dönüp etrafında sonsuzluğun gözlerinde aşka maşuk olmak, anlam ayrımında durmak ve sırrıma ermek demek. Bir çocuğun gözbebeklerine daha dikkatli bakın, Vitrivius orada bir yerde..

Keyifli bir gün dileğiyle

Sevgilerimle 💖

Not: Da Vinci’nin düşü ve düşüşü hayali kurgum, Vitrivius gerçektir.

1 Comment

  1. Bu yazı bana genç yıllarımda uyurken bedenimin boşlukta dolanisi ve ayaklarımın yere bir türlü değmeden gezintisini hatırlatıyor. Neyse ki bu ileri yıllarda kendiliğinden kayboldu. Kim bilir elimde olmadan ben de kendi sırrima eriştim…Iyi pazarlar.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s