JANUS WORD

Galatasaray ya da Milli takımın maçları haricinde futbol maçlarını çok izlemiyorum. Ama nedense halihazırda oynanan Dünya Kupası’na göz ucuyla da olsa bakıyorum. Taraf olmadan seyrettiğim için de “futbol asla sadece futbol değildir” sözünü sanırım daha iyi anlayabiliyorum. Blogun konusu futbol değil ama esinlendiğim nokta futboldaki “şut çekmek” kavramı oldu. “Çekmek” deyince ilk akla “bir şeyi kendine(geriye) doğru hareket ettirmek” anlamı geliyor. Oysa futbolda şut çekince ileriye doğru bir hareket (atmak) söz konusu. İngilizler bu şekilde yazılışı aynı, anlamları zıt olan kelimelere “contronym” ya da “janus word” diyorlar.

Janus, bir yüzü sağa, bir yüzü sola bakan Roma tanrısıdır. Janus’un bu çift yöne bakma durumu beraberinde metaforik pek çok ögenin ortaya çıkmasına neden oluyor. Mesela İngilizcedeki Ocak ayının karşılığı olan January, Janus’tan türemiş olup Janus’a ait anlamına gelir. Çünkü Ocak ayı tıpkı fotoğraftaki Janus gibi bir yönüyle geçmiş yıla, bir yönüyle de gelecek/yeni yıla bakmaktadır. Yani Janus, geçmiş-gelecek, doğu-batı, soyut-somut bütün zıtlıkları bünyesinde barındırır. Bu yüzden de “Janus word” dediğimiz kelimeler bu karşıtlığı belirtir. İngilizcede bu şekilde birçok kelime var: Apology (özür dilemek – savunmak), Sanction (ilk anlamı yasal olarak onaylamak, diğer anlamı cezalandırmak), Humiliation “aşağılama” anlamına gelirken aynı kökten türeyen humility “tevazu” anlamına gelir v.s. Türkçede de benzer örnekler var, yukarda söylediğim “çekmek” gibi. Bir başka örnek “bitmek”. İlk anlamı “tükenmek/sonlanmak”ken, bir başka anlamı “bitki, saç gibi şeylerin ortaya çıkması”dır. Hatta “bitki”nin “bitmek”ten türediğini ve aslında olgunluğa işaret ettiğini hesaba katarsak “bitmek” kelimesinin bir anlamda “doğum”, “olgunluk” ve “ölüm”ü temsil ettiğini kabul edebiliriz.

Batı literatüründe sadece “kelimeler” için kullanılan Janus wordu ben de başka alanlara uyarlamak istedim. (Buraya büyük bir parantez açmak istiyorum. Maalesef düşünmeyi bilmiyoruz. Çünkü düşüncenin ilk ayağında “kavram”lar vardır. Bu da ancak isim koyma, terim haline getirmek ile mümkün olur. Neden “fikir adamı”, “düşünür” diyeceğimiz kişi sayısı bir elin parmağını geçmiyor? Geçmişten beri “düşünür” dediğimiz ne kadar Türk varsa hemen hepsi şiir, öykü, roman gibi edebi eserler vermiş insanlardan oluşuyor. Oysa Edebiyat ile Felsefe yakın gibi görünse de birbirinden farklı disiplinler. Üretemediğimiz için de Batı’nın düşünce sistemlerini adapte etmeye çalışıyor, onların kavramlarıyla konuşabiliyoruz. Zıt anlamlı kelimeler için contronym, autoantonym, Janus word gibi isimler verirken, zıt duygular için “ambivalence (ambivalans)” demişler. Yetmemiş oxymoron (oksimoron)u kullanmışlar. Doymamışlar George Orwell’ın 1984’ünde geçen “double-think”i kavram haline getirmişler. Onlar düşünürken, eylem halindeyken biz de oturmuş onlardan geleni çevirmeye çalışmış, “çiftdüşün” diye soğuk, zorlama bir kelimeyi literatürümüze sokmuşuz. Şimdi herhangi bir yazıda “ambivalans” ya da “double-think” kullanılsa “Türkçe konuşsana” diye serzenişte bulunanlar olur. Çünkü benzerleriyle çok karşılaşıldı. Yıllarca birbirimize tabir-i caizse gaz verip “zeki ama çalışmıyoruz. istesek neler yaparız” dedik, “bak, bilgisayar kelimesi ne güzel çevrildi ve kabul edildi. Üzerine düşülse çok başarılı çeviriler yapılır” gibi bahaneler ürettik. Oysa bana göre “bilgisayar”ın rağbet görme nedeni çevirideki başarıdan değil, “computer” kelimesinin telaffuz zorluğundan kaynaklanıyor. Yoksa “mouse” yerine “fare” diyene pek rastlamadım. Zaten yakın zamanda “pc” ifadesi “bilgisayar”dan daha fazla kullanılır hale gelecektir. Yani bir kavramı, nesneyi kendin üretmiyorsan, mecburen üretenin boyunduruğunda kalıyorsun. Ekran, klavye, monitör, şarj, usb, wireless, hoparlör, cd, bluetooth… Hangisi Türkçe?)

Neyse, ne diyordum, evet Janus wordun farklı kullanımları. Mesela Romalılardan günümüze gelmiş “söz uçar, yazı kalır” sözünü zıt anlamlar vererek yorumlamak mümkün. Bu sözü çoğumuz “söz kaybolup gider ama yazı kalıcıdır” diyerek “yazı”nın, “söz”den daha değerli olduğuna atıf yaparız. Ama Alberto Manguel, Okumanın Tarihi kitabında bu ifadeyi şöyle yorumluyor: “Sümer tabletlerinden bu yana yazılı sözcükler seslendirilmek için yazıldılar. Çünkü işaretler kendi ruhlarıymış gibi belirli bir sesi ruhlarında taşıyorlardı. Klasikleşmiş bir deyim olup, günümüzde “yazı kalır, söz uçar” anlamına gelen scripta manent, verba volant, aslında yazıya değil, söze övgü düzmek için kullanılırdı. Sayfadaki sesler kanatlanıp uçabiliyorlardı. Sayfadaki sessiz sözcük ise hareketsiz ve ölüydü. Yazılı bir metin, yani scripta ile karşılaşan okur sessiz harflere ses vermekle ve onları İncil’deki anlamı doğrultusunda konuşulan söz, yani verba yapmakla yükümlüydü. Ruh vermeliydi. İncil’in eski dilleri olan İbranice ve Aramice, içten okuma ile konuşma eylemi arasında fark gözetmez ve her ikisi için de aynı yüklemi kullanırlar.”

Arapçadan dilimize geçmiş “şafak”ın o dilde “günbatımı” manasında kullanılırken, bizde tam tersi “gündoğumu” için kullanılması da benim için kısmen Janus word’dür.

Dünyanın en çok okunan romanları arasında olan Kafka’nın Dönüşüm’ü ile Jonathan Livingston’un Martı’sı esasında aynı öyküyü anlatır ama birbirleriyle tamamen zıt duygularla. İnsanların yaşadığı dünyada sürenen bir böcek olarak ölmek ya da kendi yolunda uçarak ölmek…

Aynı eylemin farklı kültürlerde zıt manalara geldiği örnekler de vardır. Mesela bizde ara sokakta park yerinden veya garajdan çıkan otomobile kızgınlıkla selektör yapılır. Bu hareket “koca aracı görmüyor musun da yola çıkıyorsun” anlamı taşırken, aynı davranış İngiltere’de: “seni gördüm, yola çıkabilirsin” manasına gelir 🙂

Yukardaki parantez içinde “oksimoron” kelimesini kullandım. Oksimoron da bir zıtlığı ifade eder ama bu kalıp genelde “imkansız”lığa atıf yapar. Mesela “korkunç güzel”, “ateist imam”, “üç tekerlekli bisiklet”, “zorunlu seçmeli ders” gibi. En güncel örneğini ise pek muhterem, sevgili Cumhurbaşkanımız vermiştir. “Kuyruk”lar genellikle arzın, talebi karşılamadığı dönemlerde ortaya çıkar. Yani eksiklik, yoksunluk ve yoksulluk durumlarında. Oysa Cumhurbaşkanımıza göre bu kuyrukların adı “varlık kuyruğu”dur 🙂

İyi Pazarlar..

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s