İKARUS VE HUBRİS SENDROMU

Geçenlerde kitabımla alakalı bir röportaj verdim. Şöyle bir soru geldi:

“Kitaba adını veren yazınızda “Mitoloji, hakkıyla idrak edildiğinde insan aklının sınırlarını anlamak ve geçmişten bugüne miras kalan kimi kültürleri özümsemek adına müthiş bir laboratuvardır,” diyorsunuz. Ülkemizde mitolojiye ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz, yeterince kavrandığını düşünüyor musunuz?”

Soruya verdiğim cevabı burada da paylaşmak istedim:

“Hemen her topluma ait mitolojik anlatılar bulunsa da Mitoloji denilince ilk akla gelen Yunan mitolojisi ve o mitoloji içinde yer alan Tanrıların, karakterlerin aşırı davranışları oluyor. Yani  mitolojinin algılanılan tanımı: “Yunan tanrılarının masalları” şeklindedir. Günlük hayatta kullandığımız pek çok kelimenin, uyguladığımız birçok ritüelin o mitolojiden miras kaldığı maalesef bilinmiyor.  Bizim ülkemizde ilgi ve hak ettiği değeri görmemesinin nedenini tanımdaki iki unsura bağlıyorum: “Yunan” ve “tanrılar”. Biri milliyetçiliğe, diğeri dini eğilimlere zıt iki kavram. “Yunan” kısmı coğrafi bir talihsizlik. “Tanrılar” ifadesinin bizde karşılık bulmaması sadece mitolojide değil, hayatın birçok alanında kendini gösteren bir olgu. Zorlama bir yorum gibi gelebilir ama “güçler ayrılığı”nın yani yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olmasının Batı dünyasında güçlü bir halde olmasının arka planında “teslis” olduğunu düşünüyorum. Bu coğrafyada ise “tevhid” yani “teklik” inancı hakim. O yüzden tarih boyunca “Allah’ın yeryüzündeki halifesi” denilerek “tek adam” yönetimleri kabul görmüştür. Böylesi bir anlayışla yüzyıllarca idare olunmuş halkın “tanrılar”a ilgi göstermesini beklemek de hata olur. Ama yeni nesilin bu anlayışı kırdığını görebiliyorum. Ne zaman bir kitapçıda gezinsem Mitoloji kitaplarının olduğu stantlara göz atan gençlerle karşılaşıyorum.”

Bilim insanları bilinçaltının “gerçek” patronunun “ilkel” beynimiz olduğunu söylüyor. İnsanın ilkel beyni; hayatta kalmaya, kendi çıkarlarını korumaya göre kodlanmıştır. Yani bencillik, kibir, açgözlülük, saldırganlık gibi dürtüler ilk insandan bugüne kadar evrim geçirmemiş ilkel beyin nedeniyledir. Bu yüzden de insan “tecrübe”ye muhtaçtır. Aralarında mitolojinin de yer aldığı eski öğretilerin önemi de burada kendisini gösterir. Mesela İslam Peygamberi’nin en bilinen hadislerinden biri: “Ey insanlar, orta yolu tutun”dur. Yani hayatın her alanında ölçülü, dengeli olmayı tavsiye ediyor. Peygamber’den binlerce yıl önce söylence haline gelmiş olan Yunan mitolojisi bu durumu nasıl anlatıyor?

Mimarların piri olarak kabul edilen Atinalı Daidalus, bir sebepten dolayı (bana göre özellikle Yunan mitolojisinin dikkate alınmadığı noktalardan birisi de, Daidalus’un ceza almasına sebep olan olaylara benzer birçok anlatının gereksiz detaylarla okuyucuyu yorması. Ve tabii ana unsurlardan birinin de cinsellik olması. Bu sebepten neden ceza aldığını ayrıntılı bir şekilde anlatmak istemiyorum) oğlu İkarus ile birlikte hapsedilir. Daidalus mimar olduğu kadar mucit olmasıyla da bilinir. Bulunduğu yerden kurtulmak için bir çare düşünür ve sonunda ne yapacağını bulur. Yere düşen kuşların kanatlarını toplar ve balmumu ile kendisi ve oğlu için kanat yapar. Oğluna şu öğüdü verir: “Uçmanın büyüsüne kapılıp güneşe fazla yaklaşma, güneş kanatlarını eritir. Denize yakın da uçma, kanatların nemlenir ve uçamazsın.” Bir anlamda “orta yolu tut” öğüdünü vermektedir. İkarus babasına “tamam” dese de, uçmaya başlayınca babasının sözlerini umursamaz. Kanatlarına, kendie olan güven duygusunun artmasına ve herkese, her şeye yüksekten bakmanın hazzına vardığı için daha da yükselip güneşe doğru hareket eder. Tabii güneşin yakıcılığı balmumunu eritir ve İkarus Ege Denizi’ne düşerek hayatını kaybeder.

Literatüre geçen “İkarus Sendromu”nun kısa hikayesi böyledir. Bu sendromun yansımaları en çok motor sürücülerinde, özellikle savaş pilotlarında olduğu söylenilir. Çünkü “aşırı güven”, yeterli güvenlik önlemleri almadan riskli hareket etmeye sebebiyet verebilir. Sendromu bu kadar dar çerçevede değerlendirmiyorum. Birçok defa tekrarlanmış ve bir şekilde sorunsuz çıkılmış durumlardan sonra yer eden “bana bir şey olmaz” özgüvenine sahip her insan bu sendromun pençesine düşmüştür. Mesela Amerika’nın en kısa süreli başkanlığını yapmış olan William Harrison’un ölümü benim için İkarus Sendromu örneğidir. Seçimi kazandığı gün müthiş soğuk bir hava vardır. Zafer konuşması yapacaktır. Yanındakiler palto ve şapka giymesi için ısrar etseler de “bana bir şey olmaz” diyerek uyarıları kulak ardı eder. Uzun bir konuşma sonrası zatürre olup yatağa düşer ve kısa süre sonra da vefat eder.

İkarus Sendromu’nun bir üst versiyonu da Hubris Sendromu’dur. Hybris, Yunancada “kibir” anlamına geliyor. Yalnız buradaki kibirde, insanın kendisini Tanrılaştırması gibi bir durum var. Nasıl ki İslam’a göre en büyük günahlardan biri “kibir” ise, Yunan mitolojisinde de en büyük suç “hybris”tir. Bu sendrom genel olarak birçok defa seçim kazanan siyasetçiler üzerinden örneklendiriliyor. Her ne kadar siyaset dışındaki kişiler için narsist kişilik bozukluğu gibi bir tanı olsa da ben Hubris Sendromu’nun sadece siyasetçilerle sınırlandırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Aşağıdaki listeden minimum dört özelliğe sahip olan birisi Hubris Sendromu’na yakalanmış kabul ediliyor.

Maddeleri okuyunca aklınıza bir isim gelmesinin sorumlusu ben değilim 🙂

İyi Pazarlar…

1 Comment

  1. Aklima bu maddelerin hepsine tipa tip uyan birisi geliyor ama ismini bir turlu cikaramadim…🤭 Her zaman oldugu gibi dop dolu bir yazi. Emegine ve kalemine saglik Elif. Iyi pazarlar dilerim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s