HALK AĞIR VERGİLER ALTINDA EZİLİYORDU

Geçen gün şöyle bir söz duydum: “Ev yapacaksan tuğladan, kız alacaksan Muğla’dan”. Nedir, ne değildir diye ufak bir araştırma yapayım istedim, çoğunlukla iki yorum çıktı karşıma: Birincisi, aileler miras bölüşümünde erkek çocuklarına iç taraflarda tarıma uygun verimli toprakları verirken; kız çocuklarının payına deniz kenarındaki araziler düşermiş. Tabii devir değişip turizmin yükselen bir değer olmasıyla da kız çocuklarının arazileri daha fazla önem kazanmış. Hayatın maddi anlamda, “erkektapar aileler”den aldığı en güzel intikam bu olmalı. İkinci durum ise, Muğlalı bir kızla evlenildiğinde, ev için alınacak eşyaların hepsini kız tarafı karşılarmış. Hangisi doğrudur, başka bir anlamı var mıdır yoksa sadece kafiye olsun diye mi söylenmiştir bu söz bilmiyorum ama ikinci durumun yani kız tarafının eve alınacaklar için büyük yardımda bulunmasının Yahudilikte, Ortodokslarda ve hatta Katoliklerde bir karşılığı var: “drahoma”. Evlenecek kızın ailesi, damada bir miktar para ya da gayrimenkul verir. Şimdilerde çok uygulanmıyor olsa da uzun yıllar bu gelenek devam etmiştir. Hatta daha önce paylaştığım gibi Galileo Galilei, drahomayı ödememek için iki kızını da rahibe olmaları için manastıra yollamıştı.

Drahoma gibi bizde de artık çok az uygulanan “başlık parası” son dönemlerinde çok yanlış uygulanmışsa da esasında bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmıştır. Eski Türklerde “kalın” isminde bir uygulama vardı: evlenen erkek, kızın ailesine bazı hediyeler verirdi ama başlık parasının bununla ilgisi yok. Osmanlı Devleti’nde halktan birçok vergi alınıyordu. Her ne kadar Avrupa devletleri için söylenmiş olsa da tarih kitaplarının klişe cümlelerinden “halk ağır vergiler altında eziliyordu” lafı aslında daha çok yaşadığımız topraklar için geçerlidir. Bugün tek gündemimiz “zam” ise bunun asli nedeni halka yansıtılan “ağır vergi”lerdir. İşte sevgili hükümetimizin hayranlık duyduğu, gıpta ettiği Osmanlı bu vergi olayını çok başka noktalara taşımış. Nasıl mı?

Öşür, cizye, haraç gibi çok bilinen vergileri bir tarafa koyarsak, öyle vergiler var ki “bu kadarı da olmaz” denilecek cinsten. Mesela ordu sefere gideceği zaman “seferiye”adında halktan para toplanırken, herhangi bir savaş durumu olmadığında da “hazariye” adı altında barış vergisi alınıyormuş. Küçükbaş hayvanlar için “ağnam” vergisi (bu vergi öyle sistematik bir biçimde alınıyormuş ki, bir keçi hamile kaldığında ne kadar doğuracağı hesaplanıp ona göre vergi alınırmış. “Keçileri kaçırmak” deyiminin de bunun üzerine ortaya çıktığı rivayeti vardır) gayrimüslümlerin yetiştirdiği domuzlar için “canavar” vergisi, arı yetiştirenlerden kovan başına “bal” vergisi alınıyormuş. “Çifthane” ismiyle devlet arazisini ekip biçenlerden vergi alırken, “çiftbozan”adı altında da ekim yapmayanlardan vergi alınıyormuş. Bazıları elbette gerekli vergilerdi, mesela çiftbozan böyle bir vergi türü. Ne olursa olsun üretimi devam ettirmek esastı. Ama mesela bekar erkeklerden “mücerred” vergisi alınırken, evli erkekten de “bennak” vergisi alınıyor. Erkeksen hiçbir şekilde vergiden kurtulamıyorsun.

Evlenen kızlardan, hem de düğün günü alınan vergiye ise “arusane” deniyor. Kız tarafı, oğlan tarafına diyor ki: “Oğlunuz bekar kalmış olsa zaten mücerred vergisini ödeyecektiniz. Şimdi bizim kız evlenmiş olacağı için biz “arusane” ödeyeceğiz. O halde siz ödeyeceğiniz mücerredin karşılığını bize verin, biz de arusane olarak ödeyelim”. “Başlık parası”nın uygulanma nedeni esasen budur. Tabii sonrasında kız tarafları bunu suistimal etmiştir, orası ayrı bir konu. Bu arusane vergisi aslında “bad-ı hava” adı altında alınan bir vergi. Bad-ı hava yani havadan, rüzgardan gelen vergi. Zamanla bunun adı “bedava”ya dönüşmüş. Orhan Veli’nin o müthiş şiiri aslında tam da bu konunun eleştirisidir:

Bedava yaşıyoruz, bedava

Hava bedava, bulut bedava

Dere tepe bedava

Yağmur çamur bedava

Otomobillerin dışı

Sinemaların kapısı

Camekanlar bedava

Peynir ekmek değil ama

Acı su bedava

Kelle fiyatına hürriyet

Esirlik bedava

Bedava yaşıyoruz

Bu ağır vergileri ödememek için tabii her zaman bu kadar akılcı yöntemler bulunmamış. Bozoklu Celal isminde biri çıkmış:

“Şalvarı şaltak Osmanlı (Alınan vergilerden dolayı vergi memurunun şalvarının bol olma durumu)

Eyeri kaltak Osmanlı (Silah taşımaya müsait eyer)

Ekende yok biçende yok (Ekerken de biçerken de yanımızda değilsin)

Yiyende ortak Osmanlı” (Ama mahsulü aldığımızda vergiyle malımıza ortak oluyorsun)

diyerek Osmanlıya isyan etmiş. Hem de Osmanlının en şaşaalı zaman dilimi diye anlatılan Yavuz Sultan Selim döneminde. Celali İsyanları diye bilinen ve yaklaşık yüz sene süren bu olayların içinde kimi zaman tımarlı sipahiler, kimi zaman “suhte” denilen medreselerde eğitim görüp mezun oldukları halde görev alamayan gençler (bugünün atanamayan üniversite mezunları gibi), kimi zaman sekbanlar, levendler yani polis, jandarma yer almış. Kontrol edilemeyen isyanlar eşkıyalığa dönüşmüş. Çete oluşturup yol kesmişler, yetmemiş köylere saldırıp yöre halkına zarar vermişler.

Celali çeteleri gelmiş halkın mallarını elinden almış; eşine, kızına tacizde bulunmuş, devlet gelmiş kalan malları elinden almış, bazen çetecilerle devlet görevlileri ortak edip hareket etmiş derken, “büyük kaçgun” adı verilen bir anlamda Anadolu’da “kavimler göçü”ne benzer bir nüfus hareketi gerçekleşmiş. Anadolu’nun kimi yerlerinde dağ başında kurulu evler, köyler olmasının ana nedeni de budur. Halk o kadar yıpranmış ki, tarlayı, toprağı, evini bırakıp kaçıp gitmiş. Sonra Kuyucu Murat Paşa isminde vezir-i azam Celalilerin acımasız davranışlarına acımasızca karşılık verip isyanları bastırmış. Ama üretim durduğu için zaten içe kapanık Osmanlı tarım sistemi çökmüş ve bir daha asla toparlanamamış.

Böyle diyor Toplum Sözleşmesi’nde Jean-Jacques Rousseau. Ne harikulade bir söz…

Aslında sorun vergi alınmasında değil, o vergilerin nereye gittiğini bilmemekte. Bugün de yaşadığımız sorunun kaynağı budur. Son üç gündür Isparta’da büyük bir dram yaşanıyormuş. Sürekli takip ediyorum ve maalesef dua etmekten başka elimden bir şey gelmiyor. Şehirde üç gündür elektrik yok, haliyle doğalgaz yok, sular kesilmiş. Cihaza bağlı yaşayan hastalarımızın ölüm haberleri geliyor. Bir şehir yaşam mücadelesi veriyor. Sorun elektrik dağıtım şirketinden mi, devletten mi, belediyeden mi kaynaklı bilmiyorum ama sonuçta büyük bir ihmal var. Vergiye, zamma, faturayı tahsil etmeye gelince fütursuzca davranan kurumlar, sadece “almak”, “kazanmak” üzerine” hareket edip hiçbir şekilde yatırım, yenileme, iyileştirme yapmazsa böyle sonuçların çıkması da gayet olağan.

Cuma günü Doğubeyazıt’ta, Muğla’da başlayan elektrik faturası protestoları, dün Hakkari Yüksekova’ya taşınmış. Hiçbir taşkınlık olmadan demokratik bir şekilde eylem yapılmasını önemsiyorum ama bu iş büyük şehirlere sıçrarsa ve illa sağduyusunu kaybeden insanlar ya da provakatörler eşliğinde olay başka noktalara giderse içinden çıkılmaz hal alır. Bu yüzden ülkesini seven bir birey olarak son derece endişeliyim. “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldur” diye köhnemiş gibi görünen ama insan var oldukça geçerliliğini yitirmeyecek bir söz var: insan aklı, unutmasıyla meşhurdur.

Unutmamalı; ağır vergileri, ağır vergiler altında ezilen halkı, Celali eşkıyalarını ve sadece dürüstçe, onurluca yaşamak için mücadele eden halkı…

İyi Pazarlar, sevgilerimle..

4 Comments

  1. Herşey aşırı pahalı derken havanın,suyun bedava olduğunu unutmuşum, hatırlattığın için sağol canım, yüreğime su serptin 😅Çok güzel anlatmışsın Elifim, çok akıcı olmuş kalemine sağlık 👏👏🧿

    Liked by 1 kişi

Fatma Mantı için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s